İnsanla hayvan arasında çok fark var ama benzerlikler de az değil. Benzerlikler daha çok biyolojik: Cinsellik, doğum, beslenme, hastalık, acı duyma. Ve psikolojik; yani korku, sevgi, bağlanma, öfke vs. gibi ilkel duygular. İnsanın da bir memeli olduğunu düşündüğümüz zaman, bunlar hiç de şaşırtıcı değil. Ama insanı hayvandan ayıran özelliklerin en başında beyin olarak gelişmesi yer alıyor. İnsan türünün beyni, başka hiçbir canlıyla kıyaslanamayacak kadar gelişmiş. Bu üstünlük ise kendisini ‘soyutlama’ yeteneğiyle ortaya koyuyor. Eğer insan türü, ‘soyutlama’ yetisini geliştiremeseydi ne bilim olurdu, ne şiir, ne felsefe, ne dil, hatta ne de din. “İnsan, soyutlama yapabilen hayvandır“ sözü boşuna söylenmemiş. Gelin görün ki “soyutlama yeteneği” insandan insana değişiklik gösteriyor. Herkes aynı seviyede değil.

Size, herkesin en çok konuştuğu bir alandan, siyasetten örnek vermek istiyorum. Bu ülkedeki herkes siyasetten konuşabilir. Hem de kendi görüşlerinden hiç kuşku duymadan. Ama kişilerden, partilerden, genel başkanlardan söz ederek yapabilir bunu. Bir çeşit dedikodu tadında konuşur. Eğer kişi ve parti adı yasaklayarak konuşmalarını isterseniz, görürsünüz ki çok az kişi başarabilir bunu. Çünkü böyle konuşmak ‘soyutlama yetisi’ gerektirir. Yıllar boyunca siyaseti bu biçimde konuşunca, karşımdaki okumuş yazmışların çoğunun sustuğunu, anlamsız bakışlarla yüzüme baktıklarını hissettim. Önce bunun sebebini anlayamadım ama bir süre sonra farkında vardım ki ‘soyutlama’ yetenekleri sınırlı. Bu yüzden içinde bol bol “Erdoğan, Kılıçdaroğlu, Baykal, Bahçeli, Arınç, AKP, CHP, MHP, BDP, kaset, anket” geçen konuşmalar yapabiliyorlar. Ama bu isimlerin dışında “Dünyanın ve Orta Doğu’nun yeniden düzenlenme dönemi, İslam ülkelerindeki kaynamanın etkileri, petrol faktörü, dört ülkeyi ilgilendiren etnisite sorunu, seçimden sonra ülkenin yeniden düzenleneceği, bu konuda belki de iktidar ve muhalefetin birlikte davranmasının planlandığı, milliyetçi partilerin bu yüzden saf dışı bırakılmaya çalışıldığı, kutuplaşan ülkede halkın duygusal olarak bölünmesinin muhtemel etkileri” gibi analizler yaparsanız, bakışların donuklaştığını ve lafı ilk fırsatta “Ama Kılıçdaroğlu dedi ki, Bahçeli dedi ki…” düzeyine getirdiklerini göreceksiniz. İşte bu yüzden siyaset yazmak, siyaset konuşmak gelmiyor içimden. Biliyorum ki insanların çoğu, siyasi dedikodulardan, tekerlemelerden, benzetmelerden, hatta argo göndermelerden çok hoşlanıyor. Hem de hangi kutba tezgâh açmışlara, onların jargonuna göre yapıyorlar bunu. Ama kusura bakmasınlar, benim tarzım bu değil. Aciz kulunuz, soyutlama yapma yeteneğine sahip, düşünen okurlar için yazmakta ısrarlı.