Aslında, "Denizler durul-
maz dalgalanmadan"
şarkısını söylemenin tam za-
manı.
Çünkü Türkiye'deki dalgaların
boyu büyüyor ve bu dalgalar An-
kara kıyılarını dövmekte.
Artık Türkiye'nin yeniden yapı-
landığından ve birçok şeyin değiş-
mekte olduğundan kimsenin kuş-
kusu kalmadı.
Bıçaklar bilendi, nefesler tutul-
du ve ölüm-kalım savaşına girişil-
di.
Son aylarda yaşadıklarımızı bir
düşünün:
Jandarma, siyasetçi, DGM sav-
cısı ve medya arasındaki kavgalar.
Bakan istifaları.
Meclis'ten geçirilen yasalar.
Cumhurbaşkanı'nın veto ettiği
RTÜK yasası.
Parti içi tartışmalar.
Tasfiye edilen bakanlar.
Belli ki Ankara dikiş tutmu-
yor.

★★★

Hükümetin, Türkiye'deki siyasi,
sosyal krizle başetme-
si çok zor.
Bir deliği yamamaya çalışırken
öteki taraftan açık veriyorsunuz.
Bir yandan yolsuzluk soruştur-
malarının siyasilere ulaşması engel-
lenecek, bir yandan hızla yoksulla-
şan halk kitleleri sakinleştirilecek,
bir yandan IMF tatmin edilecek, bir
yandan da medya gidişatı iyi gös-
tersin diye onların istediği yasalar
çıkarılacak.
Hem de Cumhurbaşkanı ve
Anayasa Mahkemesi engellerine
takıla takıla.
Dünyanın en büyük jonglörünü
getirseniz, her elinde on topu ayrı
ayrı oynatır da, hükümetin yapma-
ya çalıştığı işleri beceremez.
Türkiye ister istemez yeni-
den biçimlenecek.
Ve bu da yeni politikacılar-
la olacak.

★★★

HAYALET
Bir Amerikalı turist, İskoçya'nın
eski şatolarından birini geziyormuş.
Kafası hayalet öyküleriyle dolu ol-
duğu için bir an, beyaz giysili bir
kadın hayaleti gördüğünü sanmış
ve hemen şato bekçisine koşmuş.
"Beyaz giysili bir hayalet
gördüm." demiş korku içinde.
Bekçi başını sallamış ve "Valla-
hi," demiş "ben 300 yıldır bura-
da bekçiyim. Hiç böyle bir şey
görmedim."
Ankara'ya gelen bir yabancı ga-
zeteci de bir Türk politikacısına sor-
muş. "Sizde kırk elli yıl siya-
set yapan insanlar varmış.
Doğru mu?"
Politikacı cevap vermiş: "Valla-
hi ben 80 yıldır siyasetin için-
deyim. Böyle bir şey görme-
dim."