Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Kurtuluş Savaşı’nı örgütlemesine bir “telgraf devrimi“ demek pek de yanlış olmaz herhâlde. Çünkü hem kendi yazılarından hem de çevresinin anlattıklarından, zamanının önemli bir bölümünü telgraf maniplesi başında geçirdiği anlaşılıyor. O dönemin en hızlı, en gelişmiş iletişim teknolojisini kullanan lider Gazi Paşa.
1970’lere geldiğimizde radyonun önemi çok artmış durumda. Herkes “ajans“ denilen haberlere kulak kabartır olmuş. Bir 12 Mart öğle vakti, saat 1 ajansından ordunun verdiği muhtıra okunuyor ve böylece 1971 darbesi başlıyor. Telgrafın yerine radyo geçmiş.
1980’lerde radyoya bir de televizyon ekleniyor. Askerler hem radyoyu hem televizyonu ele geçiriyorlar. En modern iletişim araçları artık onların elinde.
28 Şubat döneminde basın çok öne çıkıyor. Hem görsel hem yazılı basın çok etkili. Bu yüzden AKP iktidarı iş başına geldiği zaman, basını kontrol altına alma gereği duyuyor. İktidara yakın iş adamlarına büyük medya gruplarını satın alma, yeni gazeteler ve televizyonlar kurma görevi veriliyor. İstenilen şey; dikensiz gül bahçesi yaratmak. Sadece iktidarın istediği haberleri yazan, sadece onların hoşlandığı fikirleri yayan bir basın oluşturmak. Bir ölçüde başarılı oluyorlar da.
Ama Gezi’yle birlikte bambaşka bir durum çıkıyor ortaya. Dijital medya, geleneksel medyanın pabucunu dama atıyor. Artık, elinde telefon olan herkes bir kameraman, bir muhabir, bir tanık. Hiçbir şey gizlenemiyor. En kuytu köşelerde yapılan saldırılar, genç kızların gözüne sıkılan gaz, TOMA’ların himayesi altında taş atar gibi görünen sahte direnişçiler, öldürülenler, sakat bırakılanlar, palayla kovalananlar yalnız Türkiye’nin değil, dünya gündemine bomba gibi düşüyor. Yüz binlerce kişiden oluşan bir Twitter, Facebook, SMS, Whatsapp, Viber ordusu. Buna karşı çıkmak mümkün mü? Elbette değil. Şu anda en ileri iletişim teknolojisi halkın elinde.Telgraf, telefon, radyo, gazete, televizyon derken şimdi dünya yepyeni bir oluşumla karşı karşıya.Gazeteler bile, bir gün önce kimin hangi tweet’i attığını duyurmakla meşgul.
SS’lere karşı çıkan SMS’ler döneminde iktidarın hâlâ gazetecilerle uğraşması, bu yeni dünyayı kavrayamamış olduğunun göstergesi. Hoşlanmadıkları yazarların susturulmasını istiyorlar ama böyle bir şey mümkün değil. Köşesi elinden alınan her yazar, daha da büyük kitlelere seslenme olanağı buluyor. Bunun en son örneği Can Dündar. Milliyet’te yazamıyor ama bu durum millete yazmasına engel olmuyor. Ve ilgi giderek büyüyor. Çünkü hak ve teknoloji ondan yana.
