DÜN telefonda konuştuğum birçok arkadaş, Akın Birdal'a kurşun sıkanların yakalanmasına şaşıp kalmıştı.

"Allah Allah!" diyorlardı "Bu işin altında bir şey olmasın! Nasıl yakalandı bunlar?"

Çünkü Türkiye'de saldırganların yakalanmasına değil, yakalanmamasına alışmışlardı.

Bu yüzden haberi kuşkuyla karşılıyordu herkes.

Saldırganların malum çevrelerden olması kuşkuyu artırıyordu.

Nasıl olmuştu da "devletin yanında yer aldığı ve ne yaptıysa devlet için yaptığı" öne sürülen çevrelerin ve bir uzman çavuşun bileklerine kelepçe geçirilmişti?

***

BU başarıya imza atanları kutlamak gerekiyor. Neredeyse ilk kez, vuranın ve vurulanın ideolojik yapısına bakılmadan, polis polis gibi davrandı. Başından beri herkesin istediği de buydu işte. Devlet suçluya, sadece suçlu gözüyle bakmalı.

Sağcı suçlu - solcu suçlu, devletten yana suçlu - devlete karşı suçlu, vatana yararlı suçlu - vatana haini suçlu ayrımı yapmamalı.

Kim suç işliyorsa, kim şiddete başvuruyorsa yakasına yapışılmalı.

Hem de sağcı solcu olduğuna bakılmadan.

***

EĞER bu anlayış başından beri egemen olsaydı, Türkiye birçok faili meçhul ve faili malum cinayetten kurtulurdu.

Oysa ideolojik yaklaşımlar, "16 leşim var!" diyenleri serbest bırakıp, duvara yazı yazan çocukları 16 yıl hapsetmek çarpıklığına getirdi memleketi.

***

AKIN Birdal olayının ortaya çıkardığı en önemli gerçek ise "Susurluk" meselesinin bitmediği.

Oyunun ikinci perdesini seyrediyoruz. Susurluk çözülmeden, sistem kendini aklayamayacak.

Türkiye'nin duyarlı kamuoyu ve basınıyla bir yıl konuştuğu suç örgütü, devlet raporuyla da kayda geçti.

Buna rağmen ortada ne suçlu kaldı, ne de sanık!

Böylece örgüt mensupları, Akın Birdal'ları vurma konusunda cesaretlendirildi.

***

GÖSTERDİĞİ başarıdan dolayı polisi kutluyoruz