Türkiye'de herşeyin bir iç bir de dış yüzü vardır.
Bunu herkes bilir.
Bir olayın dış yüzü, görünen tarafıdır. Ama her gelişmenin, görünmeyen bir arka yüzü olduğu kesindir.
Bu "iç yüz" genellikle tabudur, dokunulmazdır. Pek konuşulmaz. Sadece dış yüzeyle yetinilir.
Özellikle politikacılar, olayların dış yüzünü yorumlamakta ustalaşmışlardır. Bir virtuoz inceliğiyle hassas konulardan ve gerçeklerden kaçınırlar ve genellemelerle yetinirler.
Dün ziyaretiyle gazetemizi onurlandıran Sayın Erdal İnönü ile sohbet girişimimiz de böyle bir engele çarptı.
Aynen, Başbakan Süleyman Demirel'le yaptığımız sohbet gibi.
Sayın İnönü ve Sayın Demirel, sütten ağızları yanmış insanlar olarak, ayranı üfleyerek dahi içmiyorlar.
Arkadaşlarımızın İnönü'ye yönelttiği sorulardan birisi Genelkurmay Başkanlığı sorunuyla ilgiliydi.
Üç büyük parti, iktidar ve muhalefet olarak Genelkurmay Başkanının Milli Savunma Bakanına bağlanmasını desteklediğine göre ortada ne gibi bir engel vardı?
Sayın İnönü bu konuda bir çekimserlik belirtti ve işin gerçekleşmesinde pek umutlu olmadığını söyledi.
Bu konu SHP olarak programlarında öngörülmüştü ama halk SHP'yi tek başına iktidar yapmamıştı.
İktidar ortağı olarak DYP ile bir koalisyon protokolleri vardı. Ve ilk görev olarak bu protokolü uygulamaya çalışıyorlardı.
Protokolde öngörülmemiş olan konular gündemleri dışındaydı. Genelkurmay Başkanlığının statüsü de bu gündem dışı konular arasındaydı.
Dolayısıyla, bu cevaptan çıkan sonuç üç büyük partinin olumlu görüş bildirmesi bile sorunu çözmeye yetmeyecekti.
Bir başka arkadaşımızın Güneydoğu konusundaki soruları da aynı biçimde cevaplandı:
Orada olağandışı bir durum vardı. Yönetimin sivil ve askeri yönetim olarak ikiye bölünmüş olması ve SHP milletvekillerinin Nevruz olayları konusundaki raporları gibi sorular da böyle yorumlanmalıydı.
Olayların sebebi PKK idi. PKK olmasa bu sorun ortaya çıkmazdı.
Oysa sorulan sorunun amacı, Güneydoğu olaylarında devletin ve güvenlik güçlerinin rolü ile ilgiliydi.
Batılı odakların ve bazı iç çevrelerin öne sürdüğü gibi bir ihmal ya da yanlış söz konusu muydu?
Ve hükümet bu iddialar hakkında ne düşünüyordu?
Erdal İnönü'nün cevaplarından bunu öğrenmek mümkün olmadı.
Gerçekten zevkli ve esprili geçen sohbetten sonra aklımızda kalan; Erdal İnönü'nün koalisyondan ve işlerin gidişinden memnun olduğuydu:
Hem de Başbakan Süleyman Demirel'den daha memnun olduğu.
Çünkü Cuma günkü görüşmede Süleyman Demirel, "demokratikleşme" dışında hiçbir ana konunun çok iyi gitmediğini belirtmişti.
Erdal İnönü ise ekonomi de dahil olmak üzere her konuda olumlu adımlar atıldığı kanısındaydı.
