Freud, insanoğlunun yarattığı ilk tabunun, cinsel tabu olduğunu söyler. Türkiye'de bugün cinsel tabu yok. En azından basında yok. Resimler ve özellikle de köşe yazılarına bakınca, cinsel tabu bir yana, cinsel patlama döneminde yaşadığımız açıkça görülüyor. Kadın yazarlarımız bu konuda yüzyıllar süren rötarı kapatmak ister gibi önde gidiyor.

★★★
Türkiye'de cinsel tabu ortadan kalkıyor ama diğer tabular sürmekte. En başta devlet tabusu var. Devletin gizli işlerinin üstüne gitmek zor, tehlikeli, riskli bir iş sayıldığından, bir çok insan kenardan dolaşmayı yeğler. "Karışık" işlere pek girmez. Yerin kulağı var diyerek susar. Eğer köşe yazarı ise bu konuları görmezden gelir. Susurluk gibi "netameli" konulara değinenler bile, iş gelip "kutsal güvenlik" noktasına dayandığı zaman hemen soldan çark ederler. Devlet büyük tabudur Türkiye'de.

★★★
Bir başka tabu milliyetçiliktir. Milliyetçilik rüzgarları ortaya atıldığında, herkes önce iman tazelemek, bağlılık bildirmek ancak ondan sonra "ama" diye söze başlayarak bir iki eleştiri yapmak durumundadır. Devlet ideolojisi olarak Türk Milliyetçiliği hiç bir zaman tahttan inmemiştir. Bugünlerde ise altın çağını yaşıyor.

★★★
Bir başka derin tabumuz, güvenliktir. Orduyu, polisi ve istihbarat örgütlerini içine alan, "güvenlik" sözünden ürkülür. Soruların bittiği noktadır güvenlik. Susurluk soruşturması gelip bu sınıra dayandığı zaman yazarlar soru sormayı kesiverirler hemen. Yalnız Susurluk da değil. Her "netameli" konuda, soru sorma özgürlüğü "güvenlik" noktasına kadardır. Burada biter!

★★★
Bazılarının bu listeye Atatürk adını eklememi beklediklerini biliyordum. Kusura bakmasınlar, eklemeyeceğim. Çünkü Atatürk son yıllarda öyle çok eleştirildi, bazı kendini bilmezler tarafından öylesine ağır sözlerle anıldı ki, onu bir tabu olarak göremiyorum. Hiçbir tabuya bu kadar çok saldırılmaz. Saldırılırsa tabu olmaktan çıkar.

Din de öyle.

★★★
Her ağzını açanın dine yüklendiği bir dönemde, din tabu olma özelliğini kaybetme yolunda demektir.

★★★
Bir de son günlerde yeni bir "putları yıkıyoruz!" kampanyasının hedefi haline gelen solcu sanatçılar var. Devletin adil olmayan bir uygulamayla zulmettiği, hiçbir suç işlememiş olmasına rağmen 13 yıl zindanda çürüt-tüğü, basının adını yıllarca sövgülerle birlikte andığı şairin tabu olduğunu öne sürüp, bu tabuyu yıkmak üzere onun anısına saldıranlar görülüyor.

Nazım Hikmet hiç tabu olmadı ki. Soğuk savaşta sağın ileri karakolu durumunda olan Türkiye'de her solcu aydının başına gelenden nasibini aldı o da. Hem sağcılar saldırdı ona hem solcular. Hatta bazı solcuların Nazım Hikmet aleyhine yazdıkları kitaplar, daha da aşağılayıcı, daha da kırıcıydı. Gelin şairleri, sanatçıları rahat bırakalım.

Eğer tabu istiyorsak işte önümüzde duruyor: Batman'daki silahlar, Jitem, devlet-Hizbullah ilişkileri, Susurluk, Yeşil, mafya. Türkiye'de tabu mu eksik?