Olup bitenleri ekranda görünce donup kaldım. Haber spikeri televizyonların pek meraklı olduğu bir “skandal” duyuruyor; sonra “ve…” diyor, bir an duraksayıp sözlerinin dramatik etkisini artırmak istiyor: “Ve işin içine alkol karıştı. “Öyle bir tonla söylüyor ki bu sözü; sanki büyük bir suç işlenmiş, akıl almaz bir olaya karışılmış. Bu sözü duyunca tüylerim diken diken oluyor. Demek ki laik Türkiye yavaş yavaş “içki içme suçu”nun işlendiği ülkelerden biri haline dönüşüyor. Üstelik iş bununla da kalmıyor: Trabzon’da yağmur altındaki bir törende vali büyük bir öfkeyle Tamer Levent’e sövüp sayıyor. Leş gibi içki kokuyormuş, “pis herif” miş falan filan. Uluslararası tiyatro festivaline Devlet Tiyatroları Genel Müdür Yardımcısı olarak katılan değerli sanatçı Tamer Levent’in bütün “suç”u, çelengi Atatürk anıtına Vali’yle birlikte koymak istemesi. Tabii bir de daha büyük suçu var: İçki içmiş olması.Koskoca sanatçı apar topar hastaneye götürülüyor ve alkol testi yapılıyor. Televizyonlar bangır bangır bağırıyorlar: “102 promil alkollü çıktı. “İşte bu ülkede cehennem senaryosu böyle yazılmaya başlanıyor. Bir sanatçının içki içmesinden kime ne? Vali ne hakla bir sanatçımıza bu sözlerle saldırabiliyor? Şimdi birileri çıkıp “Efendim Tamer Levent’in oradaki sıfatı devlet memuru” falan demesin. Levent bir sanatçı ve oradaki toplantı da “Dünya Vaizler Şurası” falan değil. Uluslararası bir tiyatro festivali. Sanatçılar elbette içki de içecek, fıkra da anlatacak, meslektaşlarıyla şakalar da yapacak, şiir okuyup efkârlanacak da. Bu ülkede sanatçılara hiçbir zaman özgürlük tanınmadı. İçleri kabaran, duygularının peşinde sürüklenen insanların yüreklerindeki fırtınaları ortaya koymalarına hiçbir zaman izin verilmedi. Onlardan hep toplumun ortalama değerlerine sıkı sıkıya bağlı, sıradan insanlar gibi davranmaları istendi. Ne Nazım’ın coşkun yüreğini anladılar, ne Fikret Mualla’nın çılgınlık sınırına varan buhranlarını. Ama şimdi iş daha da vahim. Bir vali, tanınmış bir sanatçımıza “leş gibi içki kokuyor” diye saldırma cesaretini buluyor kendisinde. Bakalım bu gericilik dalgası cüretini daha ne kadar artıracak? Kendi kafalarındaki yaşam biçimini nereye kadar dayatacaklar? Tamer Levent’e yapılanlar tüylerimi ürpertti. Ve ağır ağır yükselen bir su gibi bizi boğmaya başlayan gericilik dalgasının ulaştığı noktayı isyan duygularıyla izledim. Durdurulmazsa bu gidişin sonu belli: “Ahlâksız kadına bak, başını açmış” çılgınlığına kadar ilerleyecekler.