Siz, ilk gençliğinde Türkiye'nin
bir tarikatlar ülkesi olduğunu
bilenlerden miydiniz, bilme-
yenlerden mi?
Ben bilmeyenlerdendim.
Çünkü dedemin babası Osmanlı
subayı, dedem yargıç, babam sav-
cıydı ve bu aile beni yetiştirirken
Cumhuriyet ilkelerini aşılamıştı.
Tarikatların varlığından haberim
bile yoktu.
Sonra bir gün bu gerçekten ha-
berim oldu; büyük bir merakla "Tari-
katlar Tarihi" kitabını okudum ve de-
rin Türkiye'nin farkına varmaya baş-
ladım.
Biz memur çocukları; Cumhuri-
yet ve biraz da Batı kültürünün etki-
siyle, sahnede olup biteni görüyor ve
sahne gerisindeki ilişkileri kavraya-
mıyorduk.
Bu yüzden de tarikat ilişkileri çer-
çevesinde yetişen insanlardan farklıy-
dık. Bu fark bugün de devam ediyor.
Tarikat dünyasında olanlar, siya-
seti ve ticareti bu ilişkiler ağı sayesin-
de yürütüyorlar.
Dışarıdan bakan ve Türkiye'yi
"normal" bir ülke sananlar ise olup
bitenlerden hiçbir şey anlamıyor.
Ayrıca terminolojimiz, dünyaya
bakışımız ve düşünüş tarzımız tarikat
çevrelerinde büyüyen insanlardan
tamamen ayrı.
Onlar da bize yabancı gözüyle
bakıyorlar zaten.
★★★
Bu konuda kitaplar devirmeye
başladığımda farkettiğim bir
şey; tarikatların Osmanlı İmparator-
luğu'nda siyasi parti işlevi üstlendik-
leri oldu.
Bu tarz örgütlenmelerin yasak ol-
duğu bir toplumda, siyaset yapma-
nın en yaygın biçimiydi bu.
Tarikatlar o kadar güçlüydü ki;
toplumun dengelerini gözeten Os-
manlı Padişahları'nın her biri ayrı ta-
rikatlara mensup olabiliyordu.
Mesela Yavuz Sultan Selim,
Sümbüli tarikatına bağlanırken Ab-
dülhamid Nakşibendi kimliğini öne
çıkarıyordu.
Siyasal denge meselesiydi bu.
Okuduklarım arasında en şaşırtı-
cı olanlardan birisi de İran'daki kadın
tarikat lideriydi.
***
Cumhuriyet dönemi başladığında
tarikatlar, tekkeler, zaviyeler ka-
patılmış ve modern bir toplum yarat-
ma çabaları başlamıştı.
Bu işlem, toplumun köhne şark
alışkanlıklarından kurtulması için ha-
fızasının sıfırlanmasını gerektiriyordu.
Biz bu devrim kültürünün yetiş-
tirdiği kuşaklara mensubuz.
Dolayısıyla ilk gençliğimizde ne
Türkiye'nin tarikat yapısını görebil-
dik, ne arkaik ticari ilişkilerini, ne Or-
tadoğu bağlantılarını, ne de bölgesel
şovenizmi.
Ankara yönetimi, ideolojik ön-
derliği elinde tutuyor ve toplumu dü-
zenliyordu. Bu işlemi yürüten CHP
ise hiç tarikat etkisi altına girmemişti.
Ama bütün bu yapılar, kül altın-
da sıcaklığını koruyan ateş gibi varlı-
ğını sürdürdü ve yeni kurulan siyasi
partiler içinde örgütlenme olanağı
bularak karşımıza çıktılar.
Biz bu siyasi partileri modern ör-
gütlenmeler sanıyorduk; o partilerin
içinde tarikat mücadelesi yapan kişi-
lerin varlığından haberli değildik.
Cumhuriyetin, CHP dışında ka-
lan siyasi partileri bilemediniz on-yir-
mi yıllıktı ama bu milletvekili ve ba-
kan yüzler çek partileri vardı.
Altı yüz yıllık, bin yıllık tarikat
bağlarıyla hareket ediyorlardı.
Buzdağının, su kesiminin altında
kalan kısmıydı onlar.
Ve bu toplumda; akla uygun
davranmayı, sağduyuyu, rasyonaliz-
mi, çağdaşlığı savunan insanların
önüne çıkan sağır ve kahredici duva-
rın temel nedenlerinden biri de bu
arkaik yapı idi.
