Türkiye dünyaya önemli bir ders veriyor şu günlerde. Fransa’da Ségolène Royal, Sarkozy falan gibi başkan adayları niye yıllardır kendilerini yırtıp duruyor ki? Halk onları tanısa ne olur tanımasa ne olur!Fransız ulusuna kimin başkan olacağı, Fransız halkını ne ilgilendirir? Kimin seçileceği son dakikaya kadar devlet sırrı gibi gizlenmeli ki tadı çıksın! Hem o Amerika’ya da ne oluyor? Daha seçime kaç yıl var; şimdiden yok Hilary Clinton’mış, yok Barack Obama’ymış, yok Rudolph Juliani’ymiş; bir sürü gereksiz tartışma. Kamuoyu önünde hesaplaşmalar, her biri hakkında yazılan kitaplar, adayların fikirlerini açıkladıkları konferanslar. Çelebi, bunlar hep gereksiz çabalar bir millete kimin cumhurbaşkanı olacağı, o milletten son dakikaya kadar saklanmalı ve birdenbire şapkadan tavşan çıkarır gibi çıkarılmalı ki tadı olsun. Bu bakımdan bizim eşsiz demokrasimiz bütün dünyaya ders oluşturmalı. Bakın Türk usulü başkan seçimi nasıl olur:Önce bir parti kurarsın. Krizlerden yorgun ve sarılacak dal arayan halka “Biz Müslümanız, yolsuzluk yapmayız!” dersin. Oyların yüzde 34’ünü toplarsın. Bundan sonraki en önemli aşama kapağı meclise atmak. Çünkü ortada 54 adet yolsuzluk davası var. Bu işi de ana muhalefet lideri ile anlaşarak çözer ve Anayasa değişikliği sonucu önce milletvekili, sonra başbakan olursun. Nasıl olsa çarpık seçim sistemi, oyların üçte birini aldığın halde, meclisin üçte ikisini sana teslim etmiştir. Tam bu meclisin görev süresi biterken yedi yıllığına cumhurbaşkanı seçtirirsin kendini. Bütün bunları da kapalı kapılar ardındaki anlaşmalarla yapar, halka tartıştırmazsın.Bileği bükülmüş medya nasıl olsa her şeyi sana yarayacak şekilde duyuracaktır. Bu yüzden gönlündeki aslanı istediğin kadar saklama, son ana kadar gizleme olanağına sahipsin. İşte bu sistemin adı demokrasi. Anlı şanlı Türk demokrasisi! Yararlananları bir kenara bırakın, önce bu sistemi oluşturanlar utanmalı.

Bir de, bu iş olmasın da ben Cumhurbaşkanı olayım diye bekleyenler var. Şu anda kaç kişinin Cumhurbaşkanlığı hayali içinde cayır cayır yandığını tahmin bile edemeyiz.Kim bilir kimin gönlünden neler geçiyor ve tenhalarda neler konuşuyorlar? Köroğlu’nun dediği gibi: Köroğlum der ki kalmışım naçar / Serçenin gönlünden şahinlik geçer / Şahini görünce ormana kaçar / Gider tenhalarda kahraman olur