Türkiye’de en zor şey nedir diye sorarsanız, “kendin olmak” cevabını veririm. Çünkü bizde hiç kimse kendisi olamaz, kendi kendisini tanımlayamaz. Düşüncesinin sınırlarını çizemez, ayrıntıları belirleyemez. Herkes bir başkasının tanımına göre varolur. Bir kişinin algılanışı, aslında onun kim olduğundan daha önemlidir. Ve gerçek (o kutsal gerçek), saygı duyulması ve inceden inceye araştırılması gereken bir kavram değildir.

Herkesin ve her kurumun elinde bir torba vardır. Sabahtan akşama kadar tanıdıkları, tanımadıkları birçok kişiyi bu torbalara doldurur dururlar. Eskiden bu torbaların üzerinde “komünizm”, “faşizm” vs yazardı. İnsanları bu torbalara doldurup ambara kaldırırlardı. İşin komik yanı şuydu ki bazen aynı isimler her iki torbada da yer alabilirdi. Şimdi torbalar yine ortada ama üstlerindeki etiketler değiştirildi. Kiminde “Ergenekon” yazıyor, kiminde “şeriatçı”, kiminde “Sabetayist”. Bazı torbalar daha da ayrıntılı: “Sorosçu”, “Amerikan ajanı”, “ulusal çeteci.” İnsanlar, kuş gribinde toplanan tavuklar gibi bu torbalara tıkıştırılıp duruyor. Bir bakıyorsunuz; birisi “ulusalcı” torbada yer almış ama aynı zamanda “andıç” torbalarına da tıkılmış. Yani aramızda hem ulusalcı, hem Amerikan ajanı, hem İslamcı olanlar dolaşıyor. İş çığrından çıkmış, saçmalık noktalarına bile varmış.

Bu torbalarda nefes almak zordur. Düşünen kafa, özgürlük ister. Başını serin tutmak ihtiyacındadır. Bu yüzden de küflü mahzenlerdeki torbalar yerine, dağ başlarının “hür havası”nı solumalıdır. Düşüncesini anlatmak için “ama”lara, “öte yandan”lara, “bununla birlikte”lere ihtiyaç duyar. Çünkü gerçek, kendini kolayca ele veren bir sazan balığı değildir. Kavramlar, hipotezler, varsayımlar, deneme-yanılmalarla yürümek gerekir bu yolda. Ama insanların takım takım bölündüğü, herkesin birbirini ters köşelere ittiği, baldan tatlı kutuplaşma şehvetinin gözleri kör ettiği bir ortamda, kendi karmaşıklığınızı nasıl açıklayacaksınız. Devir internet devri: İki haber oku, altına iki küfür yaz, rahatla, boşal, olsun bitsin! Böyle olur çelebi bizde düşünce hayatı dediğin! Gazeteler, köşe yazarları, televizyoncular militanlaşırken, militerle militan arasındaki farkı anlamaya çalışan birinin işi zordur. Partiyle partizanın farkını düşünen insan gibi.

Sahi, siz hangi torbaya tıkılmış durumdasınız?