Gözünüzü ve kulağınızı kapatıp çevrenizdeki yolsuzlukları, hırsızlıkları, pislikleri görmemeye çalışsanız bile nafile! Ortalık öyle fena kokuyor ki burnunuza da mandal takmanız gerekecek.
Sanki her köşesi kıvıl kıvıl kurtçuklar, akrepler, çiyanlar kaynayan rütubetli bir mahzendeyiz. Işık tutulan her köşeden, yüzlerce sürüngenin fışkırdığını görüyoruz. Midemiz bulanıyor.
Ortalığı öylesine haramzadeler kapladı ki temiz kalan bir kurum var mı diye birbirimize sorup duruyoruz.
Gün geçmiyor ki DGM önünde eline kelepçe vurulmuş, anlı şanlı sanıklarla sarsılmayalım.
Gün geçmiyor ki bir büyük skandal patlamasın! Skandal skandalı unutturuyor, yolsuzluk yolsuzluğu.
Devlet kurumları, bankalar, medya, özel şirketler, sigortalar, belediyeler, yargı, güvenlik, sağlık hizmetleri... Sayın sayabildiğiniz kadar. Neredeyse kirlenmenin, yozlaşmanın bulaşmadığı hiçbir yer yok.
Koskoca ülke bir suç cehennemine döndürüldü.
Oysa üç çeyrek asır önce, müthiş bir başlangıç yapılmamış mıydı burada?
Bizans'tan bu yana sürüp giden çürümeyi kesip atmak için, Anadolu'nun bağrında yepyeni, tertemiz, pırıl pırıl bir başkent kurulmamış mıydı?
Bizans'ı mekan olarak bile çağrıştırmaması için bir Anadolu kasabasında, modern bir devletin kuruluşuna imza atılmamış mıydı?
Mustafa Kemal Atatürk, Birinci Dünya Savaşı'nın kahredici acılarından yorgun düşmüş, yedi cephede birden kırılmış, açlık ve hastalıktan tükenmiş bir halkı, Kurtuluş Savaşı'nda yurdu savunmaya ikna eden ahlaki gücü, yeni devletin de temeli yapmamış mıydı?
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi, kurtuluş ve bağımsızlık ruhu değil miydi?
Bir de 2000 yılında gelip dayandığımız cehenneme bakın.
Dünya yolsuzluk sıralamasında başı çeken, az gelişmiş, eğitim-sağlık hizmetleri yetersiz, kişi başına geliri 3 bin doların altında olan, insan hakları ihlalleriyle sarsılan, hapisanedeki tutukluların kolunu kopartıp köpeklere atan, Avrupa Birliği kapısında umutsuzca bekleyen bir ülke.
Vergi üstüne vergi koyarak, kötü yönetimin bütün faturasını yoksul kitlelere ödetmek isteyen bir anlayış.
Zavallı halkı, bir iki artistin şekilsiz memesi ve birkaç magandanın seviyesiz maceralarıyla oyalamaya çalışan televizyon kanalları.
Akı kara, karayı ak göstermeye çalışan medya mensupları. Ve talan, soygun, riya, yalan.
Kurtuluş Savaşı'nda çarpışan neferden, en büyük komutana kadar hiç kimse böyle bir çürüme ihtimalini, böyle bir yozlaşmayı aklına getirmemişti.
Türk hamamı dünyada iki türlü anılır. Bazı ülkeler bu kavramı temizliğin simgesi olarak kabul ederler.
Uzakdoğu'da ise "Türk hamamı", içinde her türlü kanunsuz işin döndüğü genelevlere verilen addır.
Bugünkü duruma hangi tanımın daha uygun düştüğüne siz karar verin.
