Amerika’ya her gittiğimde; başına “dünyanın en büyük…” ibaresi konmuş yapıları, organizasyonları, çarşıları gördüğümde şaşkınlıkla karışık bir “görmemişler diyarı”nda gezdiğim duygusuna kapılırdım. Kim ölçmüştü de o spor salonuna, çarşıya, organizasyona “dünyanın en büyüğü” sıfatını yakıştırmıştı. Hiçbir Avrupa ülkesinde böyle bir tanıtıma rastlamamıştım. Çünkü o eski kıtanın, “sonradan görme” övünmelerine ihtiyacı yoktu. O yıllarda Türkiye daha alçakgönüllü bir ülkeydi. Övmek istediği kuruluşlar için olsa olsa “Balkanlar’ın ve Orta Doğu’nun en büyüğü” sıfatına sığınırdı. Ama şimdi hayretle görüyorum ki durum değişti. Türkiye rahmetli Menderes’in “küçük Amerika” hayalini de geçti, kendisini “Büyük Amerika” olarak görmeye başladı. Ana yollardan geçerken birçok binanın üstünde “dünyanın en büyük fuar alanı” ya da “dünyanın en büyük uzay gösterisi” gibi yazılar görmeye başladım. Zaten 70’lerde kullanılan “az gelişmiş ülke” ya da 90’lardan sonra dilimize yerleşen “gelişmekte olan ülke” lafları da ortadan kalktı. Düpedüz büyük ülke olduk.

Bunda bir gerçeklik payı olduğunu da inkâr edecek değilim. Türkiye’nin büyüdüğü, gelir dağılımı bozukluğu ve altta kalanın canının çıkması anlamına gelen düzen devam etmesine rağmen, genel olarak bir gelişme içinde olduğumuz gözle görülüyor. Sağlıklı mı sağlıksız mı, sürdürülebilir mi sürdürülemez mi bilemem ama ekonomi büyüyor; büyük kentlere dev binalar yapılıyor, alışveriş merkezleri, bölünmüş yollar, dev stadyumlar kaplıyor ortalığı. Buraya kadar tamam. Ama bir de işin beyin, kültür ve ahlak boyutu var. O alanda bir gelişme olduğundan kuşkuluyum doğrusu. Geçenlerde, dilimizi dansettiren kudretli yazarlarlardan Refik Halit Karay’ı okuyordum. Ahlak konulu bir yazısında, tramvaya binip de kalabalıktan biletçiye ulaşamadan, yani bilet parasını ödeyemeden inmeyi büyük bir ahlaksızlık, hatta kendi deyimiyle “namussuzluk” olarak nitelediğini görünce, ister istemez acı acı gülmüşüm. Usta yazar, bugünün vahşi Türkiye’sinde ne kadar masum kalıyor değil mi.

Türkiye bir dev gibi büyüyor ama ne yazık ki beyni ve vicdanı küçülüyor. İnsanların algısı, bilgisi ve kültürü düşüyor. Bazı bilim adamları, dinozorların yok oluşunu, gövdeleri çok büyüdüğü hâlde beyinlerinin aynı derecede gelişmemesine bağlar. Bilim dünyasında geçerli bir görüştür bu. Zamanla o küçük beyin, o kadar büyük bir gövdeyi idare edemez hâle gelmiş ve tür yok olmuş. Biz dinozor değiliz, yok olmayız elbette ama bu “cahiliye” ve “cehalete tapma” döneminin büyük hasar vereceğini görmek için kâhin olmaya gerek yok.