Paris'te de insanlar yaşıyor, Mia-
mi'de, Cenevre'de; Kanda-
har'da, Pnom Penh'de, Nairo-
bi'de de.
Bu kentlerin bazılarında insanlar ha-
yatlarını mutluluk, incelmişlik ve zevk
içinde geçirirken, bazılarında işkence,
baskı, korku ve yıldırma hüküm sür-
mekte.
Sorun sadece para değil.
Nice yoksul Akdeniz ve Karayip kasa-
bası var ki, insanlar yaşamlarını pırıltılı bir
gökkuşağı altında, saygı, sevgi ve neşe
içinde geçiriyorlar.
Nice petrol zengini Arap ülkesi var ki;
yaşam bir cehheneme dönmüş.
Ne yazık ki Türkiye bu ikinci katego-
ride yer almakta.
Sorun yaşam kültürü
denilen kavramda.
★★★
İnsanoğlu bir bilinmez-
den gelip, başka bir bilin-
meze giderken yirmi-otuz
bin günlük bir yaşam sürü
yor.
Bu süreyi bir fil gibi do-
ğal biçimde yaşamak da var
ama nedense bazı bölgeler-
de insanoğlu, birbirinin
ömrünü kısaltmak için
elinden geleni ardına koymuyor,
hayatı kendine ve
yaşamı diğerleri için çekilmez kılmak.
Bunu anlamanız için trafiğe çıkmanız
yeterli.
Sürücüler birbirlerine karşı biraz da-
ha hoşgörülü, biraz daha saygılı ve sakin
olsalar trafik akıp gidecek ve hepsi için
daha iyi olacak ama şerit değiştirmeler,
küçük fırsatçılıklar, yol tıkamalar yüzün-
den düğümler oluşuyor; herkes yerli ye-
rinde sayıyor. Arkasından gelsin küfürler,
kavgalar, sinir harpleri, lövyeli saldırılar
ve kazalar.
Toplumsal yaşamımız da trafikten
farklı değil.
Sanki bu ülkedeki insanların görevi,
yaşamı diğerleri için çekilmez kılmak.
Dedikodu, saldırı, iftira, zorluk, güç-
lük, intikam...
Eğer toplumda sizi sözümona "seç-
kin" kılan herhangi bir özelliğiniz yoksa,
telefonlar yüzünüze kapanıyor, bir kuru-
mun danışma bölümünde oturan memur
suratınıza bile bakmıyor, yurttaş vergile-
riyle dönen devlet daireleri sizi adam ye-
rine koymuyor, hastanelerde itilip kakılı-
yorsunuz, hakkınızı aramaya kalktığınızda
polis copu tepenizde.
Böyle yurttaşlık olur mu?
★★★
Basındaki, politikadaki, iş alemindeki
acımasız kavga ve öfke atmosferine bakıp
acı acı gülümsüyorum.
Çünkü bu atmosferi yaratanlar da bir
cehennemde yaşıyorlar. Böyle bir sinir
harbi içinde geçirilen ömür kısalıyor. Da-
marlarınız yıpranıyor, enzim ve hormon
dengeniz bozuluyor; sonuçta daha kısa
yaşıyorsunuz.
Belki sakin ve mutlu koşullarda biyo-
lojik olarak 80-90 yıl yaşamaya program-
lanmış olan insan, daha genç yaşlarda
ölüp gidiyor.
Bu öfkeli çığlıklar arasında birbirimizin
ömrünü kısalttığımızın farkında mısınız?
