Bir hayli mürekkep yalamışlığımız var, okuduğunu anlayacak, anladığını yorumlayacak durumdayız çok şükür. Şu yalan dünyayı epey çiğnemişliğimizi de ekleyin üstüne. Memlekette neler olup bittiğini iyi kötü anlayabiliriz değil mi?Ama gelin görün ki kazın ayağı öyle değil. Her haber bülteninde, her gazete manşetinde ağzım açık kalıyor. Bir ülkenin sivili askerine, askeri siviline, polisi ordusuna, iktidarı muhalefetine bu kadar düşman olur mu, olabilir mi? Bu durumdaki bir ülke nasıl yönetilir? Görünen o ki, birileri son hesaplaşmaya girmiş durumdalar.
Gel de bu durumda siyasi yazı yaz. Hani “Kendi muhtac-ı himmet bir dede / Nerde kaldı gayrıya himmet ede” diye bir söz vardır ya, siyaset yazanların durumu da buna benziyor. Ne yeterli bilgi var ne de belge. Neyi yorumlayacaksınız. Ortalık toz duman.
Tam bu durumda bunalmış, karmaşık yün yumağının neresinden tutacağımı düşünürken çareyi yüzlerce yıl geri gitmekte buldum. Kaygusuz Abdal’ın dizelerini geçirdim içimden. Bir de baktım ki bugünkü durumu en iyi o özetlemiş, en iyi siyasi analizi o yapmış. Ben fakir kulunuz da ahkâm kesip aptallık yapacağıma, bir abdala sığınmanın daha doğru olacağını düşünüp o dizeleri buraya aktarmakla yetineceğim. Affola!
Bakın Ankara’nın durumu ne: Ergene’nin köprüsü susuzluktan bunalmış Edirne minaresi eğilmiş su içmeğe Allahım’ın dağında üçbin balık kışlamış Susuzluktan bunalmış kanlı ister göçmeğe Leylek koduk doğurmuş ovada zurna çalar Balık kavağa çıkmış söğüt dalın biçmeğe Kelebek buğday ekmiş Manisa ovasına Sivrisinek derilmiş ırgad olup biçmeğe Bir sinek bir devenin çekmiş budun koparmış Salınıban seğirdir bir yar ister koçmağa Bir aksacık karınca kırk batman tuz yüklenmiş Gah ırgalar gah çeker şehre gider satmağa Domuz düğün eğlemiş ayıya kızın vermiş Maymun makas getirmiş kaftan gömlek biçmeğe Deve hamama girmiş dana dellaklık eder Susığırı natır olmuş nöbet ister çıkmağa
Hayırlara vesile olsun!
