Bir spiker ekrana yüzünü siyaha boyayarak çıkmış ve sözüm ona Obama’yı taklit etmiş. Bazı yabancı gazeteler ve internet siteleri bu olayı “Türkler Obama’yla alay etti!” diyerek duyuruyor. Oysa hepimiz gördük ki Türkiye ziyaretinde hiç kimse Obama’yla alay etmedi; tam tersine, genç başkan büyük bir saygı ve hayranlıkla karşılandı. O zaman bu yanlış bir haber. Bu işi genelleme yapmadan “Bir Türk spiker” diye vermeleri gerekirdi. Türkler dedikleri zaman olay saptırılmış oluyor.
Bunu niye anlattım biliyor musunuz? Aynı şeyi biz de yapıyoruz da ondan. Independent gazetesinde bir yazı çıkıyor. Hemen “İngilizler bize şöyle dedi, böyle dedi” diye yorumlara girişiyoruz. Oysa o sözü söyleyen sadece bir yazar, bütün İgilizler değil. İngiltere, daha doğru söyleyişiyle Britanya; sarayıyla, hükümetiyle, basınıyla, kamu yönetimiyle, sivil toplumuyla, dışişleriyle çok daha karmaşık bir yapı. Hiçbir gazete yazarının köşesine sığmayacak kadar karmaşık. Ama biz “Ey İngilizler böyle yazıyorsunuz ama geçmişte şöyle söyleyen siz değil misiniz?” diyoruz. Aynı olay konu Amerika olduğunda da başımıza geliyor, Fransa, İtalya söz konusu olduğunda da. Washington’daki bir düşünce kuruluşu açıklama yaptığında hemen “Amerikalılar bizim için şunu dedi” diyoruz. Doğrusu daha da öteye gittiğimiz oluyor. Savunma konulu bir dergiye emekli bir Amerikalı albay bir harita çiziyor, yazısının içine koyuyor. Biz o haritayı alıp ABD’nin Türkiye’yi bölme planlarının kanıtı olarak sunuyoruz. Oysa o sadece bir emekli albayın görüşü, ABD ordusunun değil. Yazılar da sadece yazarın kendisini bağlıyor; gazeteyi bile değil. Bakın Türk basınında yüzlerce kişi her gün, her konuda fikir beyan ediyor. İçlerinde iyisi, akıllısı, bilgilisi de var zırvası, saçması da. Bunların hiçbirini “Türkler şöyle dedi” diye ele almak mümkün değil. Kısacası, yüzünü siyaha boyayan spiker Türkiye’yi temsil etmiyor. Aynen İngiliz yazarlar ya da Amerikalı albaylar gibi.
