Sadece gazete-televizyon haberlerini ardı ardına izlemek, günü anlamaya yetmiyor.Birbirinden kopuk gibi görünen birçok olay, aslında yaşadığımız günün ruhunu oluşturuyor ve bu da gazetecilikten çok edebiyatın alanına giriyor.
Sık sık Anton Çehov gelir aklıma; büyük Çehov! Onun dâhice örülmüş oyunlarında da her şey olağan gibidir. Gündelik yaşam, tembel bir nehir gibi ağır ağır akmakta ve insanlar kendilerini nehrin akıntılarına bırakmaktadır.Yaz bahçelerindeki beyaz giysili insanlar; piyano konserleri, yemekler, fıkralar ve entelektüel tartışmalarla vakit geçirirler.Ama oyun biraz ilerleyince anlarız ki, bu insancıkların hepsi derin bir huzursuzluğun pençesindedir.Durup durup ağlama krizlerine giren kadınlar, ölesiye sarhoş bir doktor, ona umutsuzca sevdalanmış bir genç kız, ölümü bekleyen bir ihtiyar… Hepsi de huzursuz ve her an isteri krizlerine açık bir kırılganlıkta yaşamaktadır ama dış görünüşte bunu fark etmeye imkân yoktur.İç huzursuzluğu anlayabilmek için Çehov çapında dahi bir yazarın, insan ruhlarını, sandıktan çıkarılmış gizli bir çeyiz bohçası gibi kat kat açması gerekmektedir.İhtilale, yani büyük değişime akan bir toplumdaki derin huzursuzluktur bu.Taşlar yerinden oynamış ve insan ruhları onulmaz biçimde yaralanmıştır.
Gazetelerde sık sık Türkiye ekonomisinin ne kadar büyüdüğünü, bir kesimdeki zenginliğin arttığını, halkın nasıl alış veriş merkezlerine hücum ettiğini, dünyanın en lüks lokantalarının ardı ardına İstanbul’a geldiğini okuyoruz.Her gün şık davetlerde, pahalı giysilerle boy gösteren zenginleri ve şampanyalı davetleri izlemekten yorgun düşüyoruz.Dışardan baktığınızda mutlu bir hayat. Ama içte derin bir huzursuzluk mutsuzluk, güvensizlik var. Türkiye’de de ekonomik krizlerden daha yoğun olarak yaşanan kriz bence bu. Amacını yitirmiş, hayallerini tüketmiş ve yarınına umutla bakamayan bir toplum.Büyük değişimin sancılarıyla kıvranan ve ne olduğunu bir türlü anlayamayan huzursuz insanlar. Yerleşik değerlerin çöktüğü ama bir türlü yeni değerler sistemine geçemeyen insanların iki cami arasında bînamaz kalmış hali.Beni en çok bu durum korkutuyor biliyor musunuz!Bir ülkenin ruhunu yaraladığınız zaman, ekonominin ve siyasetin bu yarayı iyileştirmesi çok zor oluyor.Her akşam televizyon ekranında dinlediğimiz kur, makas, faiz, para kurulu formüllerinin ulaşamayacağı derinlikteki bir yara bu.Ve için için kanıyor.
