DESPARADOS! Bu İspanyolca sözcük, ülke sınırlarını aşarak birçok dilde kendisine yer edinmiş.
Bugün birçok Batı dilinde, derin bir umutsuzluğu, hiçliği anlatmak için kullanılıyor.
Unkapanı Plakçılar Çarşısı'nda, türkücü olmak için kuyruğa girmiş Anadolu çocuklarını görünce bu deyim aklıma geldi birdenbire.
Onlarda da derin bir umutsuzluk ve belki de bir mucize kıvılcımıyla hayatlarının değişmesinden başka güvenecek dal kalmadığını gördüm.
Kendilerine uzatılan A Takımı kamerasına bakarak, avazları çıktığı kadar bağırıyor ve çığlığa dönüşen tiz notalarda, çaresizliklerini, yaşamdan pay istediklerini ve adaletsizliğe isyan ettiklerini haykırmaya çalışıyorlardı.
Müzikte dingin bir uyum değildi aradıkları.
Ses güzelliği de değildi. Sadece sesleriyle "yırtmak" istiyorlardı!
***
BU topraklarda toplu kurtuluşa hiçbir zaman inanılmamıştı ki zaten.
Halkın topyekün hareketiyle hiçbir şeyin çözümlenemeyeceği inancı yerleşmişti hepsinin hücrelerine.
Bu yüzden, türkücü olup bir gecede köşeyi dönmek istiyorlardı.
Aksi halde kaderleri inşaatlarda çalışmak, horlanmak, itilip kakılmaktı.
Oysa türkücü olduklarında Mercedes'ler, beş yıldızlı oteller, sarışın kızlar seriliverecekti ayaklarının dibine.
Nereye gitseler arkalarında bir kamera ordusu dolaşacak ve her akşam bütün ülke onların nasıl yemek yediğini, nasıl çiğköfte yaptığını seyredecekti.
Türkiye'de yazarın, çizerin, bilim adamının görmediği bir saygıya kavuşacaklardı.
***
"NEYİM eksik?" diye soruyorlardı kendi kendilerine. "Meşhur olanlardan neyim eksik? Ben de o kadar tiz sesten, o güçte bağırabiliyorum. Aynı şive, hatta aynı görünüş! Neden ben inşaata gideyim de onlar kral dairesinde yatıp kalksın?"
Ve işin acısı haklılardı da!
Ufacık bir şansa ihtiyaçları vardı sadece.
Bulundukları umutsuzluk kuyusundan, toplumun zirvesine fırlamak ve yüzlerce milyar alarak televizyon dizisi yapmak için sadece bir fırsat gerekiyordu.
***
VE hiçbiri kendi yöresinin bir türküsüyle, Anadolu'nun sesiyle gelmiyordu buraya.
Ne Yunus vardı dillerinde, ne Karacaoğlan, ne Pir Sultan!
Artık Türkiye Cumhuriyeti'nin değiştirilemez kaderi olan, (hatta bazı aydınları da çekim alanı-na sokan) arabesk feryatlarından medet umuyorlardı.
Toplumsal kurtuluşu hayal bile edemeyen umutsuzların, içinde yaşadıkları cehennemden kurtulma çığlıklarıydı bunlar.
E mail: livaneli@milliyet.com.tr
