Dünkü yazımda, "icat çıkarma!" uyarısıyla kararan yaşamımızdan sözetmiştim.

Dünyanın bütün uygarlıkları insanla ı daha çok yeniliğe, araştırmaya, icada zorlar ve bu çabaları ödüllendirirken biz cezalandırma yolunu seçmişiz.

Bunun tipik örneklerinden biri Hezarfen Ahmet Çelebi'dir. Hezar-ı fen adından da anlaşılacağı gibi 1000 fenli namını uygun gördüğümüz Ahmet dedemiz, yüzlerce yıl önce kanatlanıp uçmanın düşünü kurmuş bir kişidir. Kendi imal ettiği kanatları takarak, böyle bir uçuşu gerçekleştirmiş ve Galata Kulesi'nden havalanarak Üsküdar'a geçmiştir.

İstanbul üzerinde sanklı bir dedenin, kanatlanıp uçtuğunu düşünün.

Nefes kesici bir görüntü değil mi?

Hezarfen Ahmet Çelebi, insanoğlunun özgürleşme mücadelesindeki en önemli sembollerden biridir.

Bir ortaçağ doğu toplumunda gösterdiği cesaret, azim ve düşgücü onu yaratıcılar arasında en üste yerleştirir.

Gelin görün ki Osmanlı sistemi onú cezalandırmıştır.

"Eski köye yeni adet" getiren ve durmadan "icat çıkaran" bu büyüğümüzün yaşamı idamla noktalanmıştır.

Bu öyle bir cezalandırmadır ki bilinçaltımıza işlemiştir ve bugün bile devam eder.

Yoksa böylesine önemli bir tarihi sembolü, İstanbul'da neden hiç kimsenin kullanmadığı, şehirde niye heykellerinin olmadığı, niçin üzerine operalar, piyesler yazılmadığı, filmler yapılmadığı izah edilemez!

Batılılar, mitolojik bir figür olan İkarus'u her fırsatta kullanırken, biz etten kemikten yapılmış Ahmet Çelebi'yi cezalandırıyoruz.

İstanbul'da bindiğimiz Belediye otobüsünün markası bile "Ikarus"dur.

Ama fukara Ahmet Çelebi unutulmuştur.

Çünkü o "icat çıkaran" bir Türktür.

"İcat çıkarmayan" bütün büyüklerimiz, ödüllendirilmişlerdir. Ama "icat çıkaran" Ahmet Çelebi, onların en zekisi ve yeteneklisi olmasına rağmen Türk Büyüğü olamamıştır.

Bugün her okul öğrencisinin kafasında Kenan Evren diye bir Türk Büyüğü adı vardır. Zorlasanız Cevdet Sunay adını bile bulabilirsiniz.

Ama Hezarfen Ahmet Çelebi'yi hiç bir öğrenci Türk Büyüğü olarak bilmez.

Çünkü hem toplumumuzun hem aydınımızın, Kenan Evren'lere tahammülü vardır da Ahmet Çelebi'lere yoktur.

Neredeyse yüz yıl olacak: "Hak yok vazife vardır" deyip duruyoruz.

Devletin, yurttaşa söylediği altın kural bu: "Senin hakkın yoktur, ancak vazifen vardır."

Türkiye'yi 21. yüzyıla da bu anlayışla sokmanın tek çaresi Ahmet Çelebi'leri unutturmak ve günümüzün çelebilerini de hacamat etmektir.

Modern toplumda birey, "vazife değil hak vardır" ilkesine göre bilinçlenir. Haklarına sahip olan birey, sorumluluklarını da bilir.

Siz hala "Hak yok!" diye bağırın!

İnsanlar hak istiyor.

Türk insanı da, aynen Fransız, Amerikalı, İngiliz, İtalyan gibi haklarını kazanmak istiyor.

Türkiye'yi Avrupalı yapmanın yolu da buradan geçiyor.