Ben annemi çok genç yaşta kaybettim. Öldüğünde otuz sekiz yaşında açık kumral, çok güzel, genç ve sağlıklı bir kadındı. O devrin büyük hastanelerinden birine götürülmesine rağmen, doktor hatası yüzünden öldü. Aradan kırk yıl geçti ama hâlâ her gün yüreğim yanar. Sonra ben otuz sekiz yaşında oldum, annemin yaşına geldim. Daha sonra… Yaşım ilerledi. Annemin babası olacak yaşa geldim. Anna Seghers’in “Ölüler genç kalır” sözü bir kez daha doğrulandı. Bir de başka bir söz yüreğimden hiç çıkmadı: “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz”. Bağdat’ı bombalarla mahvettiler, analar ise direnmeye devam ediyor. Dün Sayın Cumhurbaşkanımızın annesi Sayın Hatice Sezer’in vefatını duyunca, kendi annemi düşündüm. Erken ya da geç fark etmiyor. Her ana ölümü hazindir. Belki de Cemal Süreya’nın dediği gibi, “Her ölüm erken ölümdür!” Ama yine de hiç olmazsa oğlunun Cumhurbaşkanı olduğunu görecek kadar yaşadı diye teselli bulmak mümkün. Aynı gün değerli dostum Bülent Eczacıbaşı da annesi Beyhan Hanım’ı kaybetti. Merhum Nejat Bey’i düşündüm. Bir de insan duygularının ölümle noktalanıncaya kadar sürüp giden karmaşıklığını. Ve bir de Nazım: “Elveda güzelim dünya Ve merhaba kainat!” Büyük Yahya Kemal; “Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan” diye anlatmıştı bu yolculuğu. Şiirimizin ana temalarından biridir ölüm.

Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’e ve yakınlarına sabırlar dilerim. Aynı duygularla değerli dostum Bülent Eczacıbaşı ve ailesinin acısını paylaşıyorum.