Hüsnü Özyeğin dostumuz yıllardır sürdürdüğü başarılı çizgisini müthiş bir hamleyle gökyüzüne atılan bir imzaya çevirdi. Sahibi olduğu Finansbank’ın değerini altı milyar dolara çıkaran bir satış yaptı. Kutluyoruz. Çünkü bu satışla birlikte Türkiye’deki her kurumun, her gayrimenkulün, her işletmenin, her bankanın ederi bir parça daha yükselmiş oldu. İşin önemli yanı da Yunanlı ortağın, Türkiye’ye milyarlarca dolar yatırım yapmayı göze alması. Bu kadar büyük para yatırılırken elbette ki o ülkeyle ilgili soruşturma yapılır, hükümet bilgilerine ve siyasi analizcilere başvurulur. Yunan bankası da aynen bunu yapmış ve öncelikle kendi hükümetinden bilgi istemiştir kuşkusuz. Çünkü herkesin bildiği gibi Türkiye sorunsuz bir ülke değil. Üstüne üstlük Yunanistan’la aramızda Kıbrıs sorunu var. AB görüşmelerinde veto kozunu elinde tutan Kıbrıs arada bir bu tehdidi dile getirmekten çekinmiyor. Ama büyük ağabey Yunanistan, bu ülkeye milyarlarca dolar yatırım yapılmasını doğru bulduğuna göre Türkiye’nin geleceğine güveniyor demektir. İşin bu yanı da ayrıca sevindirici.

Hayatta mucize yoktur. Hüsnü Özyeğin’in zekâsı ve dünyayı kavrayışı yeterli olmasaydı, kurduğu müessese de buralara gelemezdi. Özyeğin’in dünyayı doğru kavramış olduğu gerçeği bir başka yönüyle de önem kazanıyor. Çünkü o sadece para kazanmaya çalışmıyor. Eşi Ayşen Özyeğin’in kurup büyük özverilerle büyüttüğü ve dünyaya bir model olarak kabul ettirdiği Anne Çocuk Eğitim Vakfı AÇEV’de Hüsnü Bey’in de önemli katkıları var. Bugüne kadar 260 bin kişiye ulaşan vakıf için bir örgütlenme modeli oluşturan Özyeğin, yeteneklerinin ve mesaisinin bir bölümünü bu önemli sivil toplum kuruluşuna harcıyor. 1993 yılında kurulmuş olan AÇEV (www.acev.org) hem erken çocuk eğitimini, hem de ana baba eğitimini üstlenerek, Türkiye’nin yoksul kesimlerine müthiş bir hizmet sunuyor. Dediğim gibi: Hayatta mucizevi başarı ve rastlantı yok. Bilinç, kavrayış, kendini adama, çalışma ve hem kendine hem topluma karşı sorumluluk bilinci var.