İlk gençlikte romanların sarhoş edici dünyasına dalarak Alaska’dan Hindistan’a, Küba’dan Afrika’ya, Sibirya’dan Kamçatka’ya uzanan bir serüvenin heyecanına kapılanlar dünyada bununla karşılaştırılabilecek çok az zevk olduğunu bilirler. Mançalı “huysuz ihtiyar” Don Kişot’un kitaplardaki dünyayla gerçek dünyaya yer değiştirten hayal gücünün soluğunu hissetmişlerdir mutlaka. Rosinante’nin sırtında rüzgâra meydan okumuşlardır. Bu tutkuya kapılanlar ‘bala düşmüş sinek’ gibi ömürlerinin sonuna kadar kitap okumayı bırakamazlar. Benim için kitap tutkunluğu sigara tiryakiliğinden ve diğer alışkanlık türlerinden daha baskındır. Son yıllarda bilgisayar teknolojisinin ve televizyon – video olanaklarının gelişmesi kitaba duyulan ilginin azaldığı tahminine yol açıyor. Gençler zamanlarının çoğunu, ister bilgisayar olsun televizyon, ekran başında geçiriyor artık. Acaba edebiyatın sonu mu geliyor? Roman türü tarihe mi karışacak? Bir zamanlar romancı Naipaul bile bu kötümser tahmine katılmıyor muydu…
Bence yanılıyorlar. Romanın yerini hiçbir sanat dalı tutamaz. Çünkü roman insan ruhunu didik didik etmenin en gelişmiş biçimi. Ne sinema ulaşabilir o derinliğe, ne müzik, ne resim!
Tarih bize olayların kaba çizgilerini anlatıyor, romanlar ise etten kemikten yaratılmış insanların duygusal dünyasını, yaşadıklarını, hırslarını, öfkelerini, sevdalarını betimlemekte.
Ayn Rand’ın “We The Living” kitabı geçti elime (Türkçe basımı: Yaşamak İstiyorum, Gülten Suveren çevirisi, Altın Kitaplar). Bir solukta okuyup bitirdim ve epey heyecanlandım doğrusu. Ayn Rand 1905’te Rusya’da doğan, Ekim Devrimi’nin fırtınaları içinde büyüyen, Leningrad Üniversitesi’ni bitirdikten sonra 1926’da Amerika’ya göç etmiş çok önemli bir yazar. Onun romanında, ilk kez 1917 ihtilalinin ne demek olduğunu, yaşamın nasıl kökten değiştiğini ve bu sistemi 70 yıl sonra yıkacak olan tohumların nasıl daha ilk yıllarda atılmış olduğunu kavradım. Şolohov bize devrimin kırdaki etkilerini anlatmıştı. (Ve Durgun Akardı Don!) Ayn Rand, Leningrad’ı, kenti, üniversite ortamını, karaborsacıları, parti gençliğini, proletaryayı, devrimcileri, halden düşmüş aristokratları anlatıyor. Leo ve Andrel adlı iki genç adamın aşkı arasına sıkışıp kalan Kira’nın, o soylu ve güzel genç kızın hikâyesini okurken, yüzyılımızı sarsmış olan ihtilalin en yetkin belgesine ulaşıyorsunuz. Nasıl 19. yüzyıl Fransa’sını anlamak için Balzac’tan daha derin bir kaynak bulamazsanız, Rus ihtilalinin ne demek olduğunu da Ayn Rand’ı okumadan kavrayamazsınız. Büyük klasikler tadında, olağanüstü bir kitap.
Bilmeniz gereken 1100 kelime
Geçenlerde bu köşede “Bilmeniz Gereken 1100 Kelime” adlı kitabı konu edinen bir yazı yayınlandı. O günden sonra da bir mesaj bombardımanı başladı. Yurt dışından ve Türkiye’nin çeşitli köşelerinden yazarak, bu kitabın adını ve yayınevi adresini isteyenlerin haddi hesabı yok. Demek ki insanlarımız dil öğrenimi konusunda çok duyarlı. Şimdi bu kitapla ilgili daha ayrıntılı bilgi veriyorum: (Bir uyarı: Kitaptaki kelimeler gündelik değil, entelektüel İngilizce için gerekli. İngilizce düzeyi yüksek olmayanları çok zorlayabilir ve gereksiz görülebilir.)
Kitabın adı: 1100 WORDS YOU NEED TO KNOW Yazarlar: Murray Bromberg, Melvin Gordon Yayınevi: BARRON’S EDUCATIONAL SERIES, INC. 250 Wireless Boulevard Hauppauge, NY 11788 U.S.A. Library of Congress Catalog Card No. 93-1014International Standard Book Number (ISBN) 0-8120-1620-3
İlgilenen herkese başarılar dilerim.
