"YALANCININ mumu yatsıya kadar yanar!" sözünü herkes bilir.
Yatsı, akşam namazından sonraki namaz vaktidir.
Peki niçin yalancının mumu yatsıya kadar yanar?
Çünkü akşam namazı ile yatsı na-mazı arasındaki süre çok kısadır; yakla-şık bir buçuk saati kapsar.
Yalancının mumu da bütün akşamı aydınlatmaya yetmez; olsa olsa bu kı-sa süreyi idare edebilir ve sönmek zo-runda kalır.

★★★
21. Yüzyılla birlikte Türkiye yatsı vaktine girdi.
Yalancıların mumunu söndüren yatsı vaktine...
Toplum ilk kez gerçekle yüzleşiyor ve Ankara kaynaklı, medya destekli "yalancı mumlar", dibine bile ışık vermeden teker teker sönüp gidiyorlar.
Artık halkı, bugüne kadar olduğu gibi hamasi nutuklarla aldatmak mümkün değil.
İletişim devrimi, önce Sovyet Blo-ku ülkelerini çarpmıştı.
Şimdi sıra bize geldi.
Birkaç kez anlatmıştım: 1986'da Kremlin'de dönemin devlet başkanı Mihail Gorbaçov'la görüştüğümüz sırada Alvin Toffler bir soru sormuştu.
Demişti ki: "Sayın başkan, Prav-da'da yayınlanan bir makaleyi sansür etmeniz mümkün. Ama yakında her Sovyet yurttaşı uydu yayınlarla dünyayı izlediği za-man, sansür nasıl mümkün olabi-lecek?"
Gorbaçov, "İşte!" demişti. "Pe-restroika ve glasnostun temel ne-deni de bu! Artık hiçbir şey eski-si gibi değil."

***
Şimdi bu devrimi ve altüst oluşu biz de yaşıyoruz.
Artık bizden bambaşka bir kulvar-da olan Avrupa ülkesi Yunanistan, dış politikamızı yönlendiren bir "abi" durumuna geldi.
Bize nasihat ediyor, hoşgörüyle davrandığı izlenimini vererek ulusal çı-karları yönünde yürüyor.
Biz ise Yunanistan'ın peşine takıl-mış durumdayız.
Bunu saklamaya olanak var mı?
IMF askeri harcamalarda indirim yapmamızı şart koşunca, bunu biz Atina'dan duyuyoruz.
Bu da saklanamıyor.
Dünyanın depremzedeler için ver-diği 1. 6 milyar doları Ankara'nın iç et-tiği de gizlenemiyor.
550 milyon dolar harcanarak yapılan Sabiha Gökçen Havaala-nı'nın, daha önce uyaran ve itiraz edenlerin söylediği doğrultuda, kapa-nıp gittiği, paranın sokağa atıldığı da apaçık ortada.
Banka hortumlamaları ile iktidar ilişkisi de gözler önünde.
Hakkında fezleke hazırlanan ba-kanların pişkinliği de bilinmekte.

★★★
Eskiden böyle sorunlar hamasi nu-tuklarla atlatılıyordu: "Bir Türk dün-yaya bedeldir... İç ve dış düşman-ların oyunları... Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar... Avrupa Avrupa duy sesimizi.... Fransa şaşırma, sabrımızı taşırma..." gibi sloganlar tekrarlanarak halkın aklı başından alı-nır, sağlıklı düşünmesi engellenirdi.
Hele bir futbol takımı dışarıda iki gol atınca sorunları iyice ağırlaşan halkın sevinci gökyüzüne çıkardı.
Ama artık yatsı vakti!
Mumlar teker teker sönüyor.
Belki en büyük kazancımız da bu.
Kurtuluş yolu, bizim halk olarak gerçeği görmemizden ve yalanlara inanmayı bırakmamızdan geçiyor.
Unutmayalım ki yatsıyı, karanlık gece takip eder.
Ama gece de şafakla sonuçlanır.