Yıl 1968.Gençlik, devrim yapacağız hevesine kapılmış, silahla oynuyorlar.“Bu bir tuzaktır. Sol silaha bulaşırsa mahvolur! Bizim gücümüz akıl, bilim, kültür ve ahlak olmalı” diyorum.“Hayır” diyorlar. “Devrim çok yakın.”“Peki” diyorum.

70’ler, 80’ler, 90’lar…“Komşularımızla iyi geçinelim, Yunanistan’la dost olalım, Nâzım Hikmet gibi şairlerimize düşman muamelesi yapmayalım, Kürtlerin ve Alevilerin haklı taleplerini anlayalım” diye tutturuyorum.“Vatan haini” diyorlar.

1990’lar.“Türkiye’de sağ-sol dağılıyor. Üç kutuplu bir ülke oluyoruz” diyorum. “Hayır” diyorlar. “Öyle bir şey olmuyor.”“Peki” diyorum.

“Ulusal sol” diye bir şey çıkarıyorlar.“Ulusal solun tercümesi nasyonal sosyalizmdir. Sol nasyonalist olmaz, yurtsever olur! Bu tuzağa düşmeyin” diyorum.“Hayır” diyorlar.Bana yine “Peki” demek düşüyor.

Yine 1990’lar.CHP Parti Meclisi’nde “Üç Kutuplu Türkiye” tezimi anlatıp CHP’yi kutuplaşma tuzağından kurtarmaya çalışıyorum.“Hayır, yanılıyorsun” diyorlar.

Yıl 2002.Baykal ve arkadaşlarını, CHP’nin MHP’lileşmemesi gerektiğine; AB, reformlar, özgürlükler, demokrasi, azınlık hakları gibi konularda bayrağı taşıması gerektiğine ikna etmeye çalışıyorum.“Hayır” diyorlar.Bana yine acı bir “Peki” düşüyor.

Son yıllar:“Mustafa Kemal’le, darbelere maske yapılmış olan Kemalizm’i birbirinden ayıralım” diyorum.Etnik, ulusal ve dinsel kutuplaşmanın Türkiye’yi felakete götüreceğini, kimsenin kimseyi yok etmeye gücünün yetmeyeceğini, “kutup insanı” olarak öfkeyle değil, Türkiye optimalini düşünerek davranmamız gerektiğini, yoksa sonumuzun Yugoslavya gibi olacağını söylüyorum.Kendilerini kutuplaşmanın şehvetine kaptırmış olan koro yine “Hayır” diyor.

Sonra bu yaşımda oturup hayatımın özetini düşünüyorum ve şu cümle bir özdeyiş gibi kafamda yankılanıyor:“Bir kutup ayısı, kendisinin kutup ayısı olduğunu fark edemez ki.” Ve “İnsanlık tarihi, bir aptallıklar tarihidir” diye ekliyorum.