Dostlar teker teker ellerini eteklerini çekiyorlar bu dünyadan. Son olarak zeka ve namus timsali Savaş Dinçel’i kaybettik. “Evvel giden ahbaba selam olsun erenler” diyerek. Nur içinde yatsın.
Savaş Dinçel için hep güzel şeyler düşündü, güzel şeyler söyledi insanlar. Acaba hepimizin ölümünde öyle mi olacak? Daha doğrusu, anlaşılmış olarak mı ayrılacağız bu hayattan, yoksa içimizde hâlâ “anlaşılmamış” olma sıkıntısını taşıyarak mı? Ben hep bu sorunla yaşadım. İnsanları bir takım kategorilere ayırıp, çekmecelere kilitleyip üzerlerine etiket yapıştıran bir ülkede, “Ne olur beni bu kadar çabuk anlamayın” demek istedim. Ama kimse birbiri üzerine kafa yormadı, işin kolayına kaçtı.
Bu yüzden bütün kolektif kimlikler korkutur beni. Bir futbol takımı bile tutamayışımın sebebi bu korkudur belki de. Kendimi ancak ben tarif edebilirim, hiçbir kolektif kimlik değil.
İlk gençliğimden beri bu ülkede insanların bölük bölük bölündüğünü, kamplaştığını gördüm. Bir zaman sağcılar – solcular diye ayırırlardı herkesi, solcular da kendi içinde ayrışır dururdu; şimdi başka ayrımlar çıktı: Aynı manayı taşımasına rağmen kimine ulusalcı diyorlar, kimine milliyetçi; kimine dinci diyorlar, kimine tarikatçı. Partilere göre ayrım yapılıyor, futbol takımlarına göre kimlik belirleniyor, hemşeriliklere göre kişilikler tarif ediliyor. Bunlar beni korkutur. Bu yüzden kendimi sadece bestelerimle anlatmayı yeterli bulmadım; yazılar yazdım, en son da hayat hikâyemi, daha doğrusu beladan kurtulmayan kafamın geçirdiği serüvenleri anlatan bir kitap yayınladım. Niye? Beni ben olarak kavrasın diye insanlar: Bütün çelişkilerimle, soru işaretlerimle, oradan oraya savrulmalarımla.
Zaman zaman okurlarımdan şöyle mesajlar alırım: “Ben sizinle aynı görüşte değilim ama fikirlerinizi çok beğeniyorum.” Bu o kadar tipik bir cümle ki. Madem fikirlerimi beğeniyor, o halde niye benimle aynı görüşte değil?Bunun sebebi insanların etiketlenmiş oluşu. “Şucu” ya da “bucu” diye bir damga var kafasında; fikirlerimi beğenmesine rağmen bu engeli aşamıyor. Oysa beni kendi cümlelerimden, fikirlerimden daha iyi ne anlatabilir ki?
Neyse… Bu hayat da böyle gelip geçiyor işte. Arkadaşlarımın onca ayrışmasından sonra, bugünlerde de eski dostların AKP yandaşı, AKP karşıtı diye bölünmesini yaşıyoruz.
Ne demiş Yunus: “Bu dünya bir gelindir Kızıl yeşil donanmış İnsan yeni geline Bakar bakar doyamaz” İşte, AKP’lilikten de, ideolojilerden de önemli, tek gerçek bu.
