Her ideolojik iktidar, kendi insanını yetiştirmeye çalışır. Devrim sayılabilecek dönemlerden sonra iyice belirginleşir bu durum.Genç kuşaklar okullarda yeni bir anlayışla eğitilir; ülkedeki medya, sanat, kültür araçları “yeni insan” hazırlamakta araç olarak kullanılır.Mesela Fransız Devrimi’nden sonra milyonlarca “yurttaş” yetiştirilmiştir.Bolşevik devriminden sonra kuşaklar böyle bir eğitimden geçirilmiştir.Küba devriminden sonra Che Guevara “Yeni insan” yaratmanın yöntemlerini inceleyen bir kitap yazmış ve bir süre bu uygulamaların başına geçmiştir.Çünkü insan toplumları statik değil, dinamik. Yaşlılar gidiyor, yerine kafaları bembeyaz bir kağıt gibi boş çocuklar geliyor.Bunları nasıl eğitirseniz geleceği öyle hazırlıyorsunuz.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman, liderin en çok düşündüğünün bu konu olduğu çok açık.Mustafa Kemal Paşa’nın sofralarını paylaşanların yazdıkları anılar bu durumu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açıklıyor.Çünkü büyük bir asker olan devlet kurucu lider, hiçbir zaman bir askerlik anısı anlatmıyor bu sofralarda.Sürekli olarak kültür, sanat, dil, edebiyat, şiir ve eğitim konuşuyor, tartışıyor.Çünkü Cumhuriyet’in yeni insan yaratması gerektiğinin farkında.Bu nedenle Köy Enstitüleri, Halkevleri gibi kurumlar oluşturuluyor.Köylü çocuklarını birer “laik Cumhuriyet yurttaşı”na dönüştürecek enstrümanlara büyük önem veriliyor.
Devrimin karşıtları da bu işi biliyor elbette. Bu kurumlara şiddetle karşı çıkıyor ve kapatılmalarını istiyorlar.Devrimci ölünce devrim bitiyor ve ardı ardına tavizler verilmeye başlanıyor. Kurumlar kapatılıyor.
Şimdi yeni iktidarın, önemle ele aldığı konu da bu.Onlar da yeni kuşakları kendi düşüncelerine göre yetiştirmek ve toplumda bir dönüşüm sağlamak istiyorlar.Bu amaç için eğitimi, medyayı, kültürü, sanatı kullanacaklar.Türkiye’deki dönüşümün ne kadar köklü ve derin olduğunu, on yıl sonra çok daha net göreceğiz.Çünkü toplum dönüşecek.Zaten bir miktar dönüşmüş olan toplum, sizin benim gibi insanların tanıyamayacağı “yeni insanlar”dan oluşacak.
