Bugün yazıma bir alıntıyla başlayacağım. Eskimeyen dostum Özdemir İnce dün Hürriyet Gazetesi’ndeki köşe yazısını şu cümlelerle bitiriyordu:”Türkiye’nin halk muhalefetinden önce felsefi, sosyolojik, sanatsal ve yazınsal (edebi) muhalefete ihtiyacı vardır. O kutsallaştırılan halkın muhalefeti bir kilo pirinç, bir litre yağ ve üç kalıp sabunla sona erer! Sefil aydın, sanal sola esnaflaşarak halka ulaşmasını öneriyor.Solun sorunu üretim araçlarının mülkiyeti değil artık! Yeni insan! Yoksunluk ve yoksulluk içinde bir kilo pirince, bir şişe yağa, üç kalıp sabuna tav olmayacak olan yeni insan. Bunun için de sol önce filozofunu, sosyologunu, edebiyatçısını, sanatçısını, gazetecisini bulmalı.”
Bu cümleler bana yıllar önce Ernesto Che Guevara’nın yazdığı “Yeni İnsan” makalesini hatırlattı. O güzel makalede Che, devrimden sonra Küba’da yeni insanın oluşturulması gereği üzerinde duruyordu.Bu, zaten bütün devrimlerin devam ettirilmesi için gerekli olan koşul değil mi?Fransız devrimi de kendi insanını yaratmaya çalıştı, Rus devrimi de. Aynı deneyimi biz de yaşadık.Kurtuluş’tan sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın, geceler boyu düşündüğü, tartıştığı ve gerçekleştirmeye çalıştığı en büyük ideal yeni cumhuriyet insanını yaratmaktı.Bu yüzden, bir askerlik dehası olmasına ve ömrünü cephelerde geçirmesine rağmen, sohbetlerinde hiçbir askerlik anısı anlatmıyor, hep kültür, dil, şiir meseleleri üzerine konuşuyordu.Çünkü en büyük ülküsü yeni bir uygarlık yaratmaktı; bunun da yolu insanımızın uygarlaşmasından geçiyordu.
Atatürk’ün oluşturmaya çalıştığı insan tipi elbette “sol insan” değildi.Bu eğilim ağırlıklı olarak 1961 Anayasası’nın sağladığı özgürlük havasından sonra ortaya çıktı. Çeviri kitapların artması, dünya düşünce eğilimlerinin Türkiye’ye hızla akması sonucu sol kitleler oluştu.Bunda -Özdemir’in belirttiği gibi- solcu düşünürlerin, romancıların, şairlerin, müzisyenlerin, ressamların, bilim adamlarının, gazetecilerin çok büyük rolü oldu.Bu insanların hepsi, büyük bedeller ödeme pahasına Türkiye’de solcu, yurtsever, kültürlü, hümanist, şiddetten uzak, dünyaya açık gençler yetiştirmeye çalıştılar.Bu iş kısmen başarıldı. Fakat Soğuk Savaş döneminin gizli hesapları sonucunda bu gençlerin bir kısmı planlı bir biçimde şiddete sürüklendi, bir kısmı askeri darbelerle paramparça edildi.Geri kalanların iyi niyetli yurtseverliklerini ise “sol” olduğunu iddia eden bir takım partiler sömürdü.Sonuçta elde kalan, koskoca bir umutsuzluk ve seçeneksizlik. Özdemir İnce’ye katılıyorum: “Yeni ve düzgün insan” projesi Türkiye’de yine kültür, edebiyat, sanat, felsefe alanında başlamalı.
