Cumartesi günü yetmiş yaşındaki bir yiğidin doğum gününü birlikte kutladık. Büyük Kırgız yazan Cengiz Aytmatov İstanbul’a gelmişti. Öğle yemeğinde buluştuk. Cengiz’in eşi Narla, Kazak şairi Muhtar Şahanov ve önde gelen Kırgız diplomatlarıyla birlikte, Aytmatov’un yetmişinci yaş günü şerefine kadeh kaldırdık. Bu arada Kırgızistan ve Kazakistan Devlet Başkanları, Askar Akaev ile Nursultan Nazarbayev’in kutlama mesajları geldi. Kırgız diplomatlar her iki ülkede de Cengiz Aytmatov’un doğum günü şerefine eğlenceler düzenlendiğini ve halkın bayram yaptığını söylediler. Kırgızların deyimiyle “yetmiş yaşında bir yiğit” olan sevgili Aytmatov, İstanbul’da bulunmaktan memnundu.

Aynı gün Çankaya köşkünde “devlet sanatçıları” töreni vardı. Gazeteler ve televizyonlar durmadan kimin sanatçı olduğunu, kimin bu ödülü hak edip etmediğini tartışıp duruyorlardı. Dört saat süren yemek boyunca her türlü konuya değindik ama bu tartışmayı aktarmayı gereksiz buldum. Sonuçta her devlet, kendisine layık sanatçıyı seçiyordu işte. Kırgız devletinin tercihi Cengiz Aytmatov’du. Ama “devlet sanatçısı” değil, “devletin saygı gösterdiği büyük bir romancı ve düşünür” olarak…

Kutlama töreninin tek Türk konuğu olarak birkaç söz söylemem rica edildiğinde, Ankara’da öğrenci iken kitapçıda keşfettiğim bir kitabı nasıl yutarcasına okuduğumu ve hakkında hiç bir şey bilmediğim yazarını nasıl merak ettiğimi anlattım. Kitabın adı Toprak Ana’ydı, yazarı ise Cengiz Aytmatov. Bunca yıl sonra, o yazarın yetmişinci yaş günü kutlamasında yakın arkadaşı sıfatıyla yanında oturuyor olmak ise başlı başına bir mutluluktu.

Aytmatov, Brüksel’de Büyükelçi olarak Kırgızistan’ı temsil ediyor. Uluslararası ünü ve saygınlığıyla, Kırgızistan’a onur kazandırmaya devam ediyor. Ne mutlu Kırgızistan’a, ne mutlu halkıyla ve devletiyle bütünleşen Aytmatov’a. Yetmiş yaşındaki yiğite daha nice mutlu ve sağlıklı yıllar dilerek…