Travma” tartışmasını, gündelik siyaset açısından değil, çoktan beri unuttuğumuz bazı gerçekleri hatırlattığı için önemli buluyorum. Yakında bu sözü kimin söylediği bile unutulur ama tartışma devam eder. Çünkü ortada gerçekten de bir travma vardır: Bugün kolektif bilinçaltımızda etkilerini sürdüren önemli bir travma. Ama bu travma, Cumhuriyet’le değil öncesiyle ilgilidir. Cumhuriyet aslında bu travmadan kurtulma çabasıdır.
Gelin 19. ve 20. yüzyılda başımıza gelen felaketleri kısaca hatırlayalım.1877-78 yılında kaybettiğimiz Rus Harbi’ni, Kafkasya’dan ve Tuna boylarından Anadolu’ya kaçan mültecileri, Balkan Harbi’nde elden çıkan topraklardan yalın ayak yollara düşerek İstanbul’a ve Anadolu’ya gelen milyonlarca muhaciri ve bunların üstüne eklenen I. Dünya Savaşı felaketlerini düşünelim. Bugün haritaya baktığımızda kaybedilen toprakları birer renk, katliamdan kaçarak gelen nüfusu bir istatistik bilgi gibi ele alıyoruz ama olayın aslı çok acı ve trajikti.O dönemde insanların çektiği acıların üstünü örttük, bunu bir aile sırrı gibi saklayarak konuşmadık ama Anadolu’ya sığınan “kılıç artığı” milyonlarca insan büyük bir “travma” yaşadı. Anadolu bu insanların son sığınağıydı. Başka kaçacak yer yoktu artık. Üstelik bu toprak da işgal altındaydı. İmparatorluğun çöküş acısını; dünyanın en sorunlu üç bölgesinden yani Kafkasya’dan, Balkanlar’dan ve Orta Doğu’dan kaçarak canlarını Anadolu’ya zor atan milyonlarca insan ödedi. Cumhuriyet bu insanlara yeniden bir ülke, bir yurt ve bir kimlik verme; kısacası “travma”dan kurtarma çabasıydı. İmparatorlukların çözüldüğü ve ulus devletlerin yükseldiği bir dönemde, çağın gereklerine uygun olarak bir uluslaşma sürecine girildi. Kurucular, bu değişik ve birbirine benzemeyen insanlardan bir “ulus” yarattı. Yokluğu varlığa çevirdi. Bugün Birleşmiş Milletler’de Osmanlı’dan çıkmış yirminin üzerinde devlet ve ulus varsa, bunlardan biri de biziz.
Travma, devrimler değil, bugün hâlâ bilinçaltımızda devam eden “bölünme, parçalanma” korkusudur.Çünkü yüz yıl önce bizi gerçekten de böldüler, parçaladılar. Travma, yabancıdan ürkmektir, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur!” yalnızlığına itilmektir. Gazi ve arkadaşları bu yaralı insanlara bir yurt, bir egemenlik kazandıran, halkın gücünü seferber ederek bir kurtuluş mucizesine imza atan kahramanlardır. Yani travma yaratan değil, bir halkı travmadan kurtaran insanlardır. Bu mucizeye sataşmaya kalkan, kafasını çok sert bir kayaya vuruyor demektir. Çünkü evrendeki her canlı organizma hayatta kalma güdüsüne sahiptir; hayatı ve ölümü doğru algılar. Aynen Türkiye’nin algıladığı gibi. AKP bu “var olma” temeliyle oynayacağına, Cumhuriyet’in daha sonraki yıllarda yaptığı vahim hatalarla; mesela darbelerle, insan hakları ihlalleriyle, işkencelerle, çetelerle uğraşsaydı gerçekten “demokrat” sıfatını hak edebilirdi. Ama şimdi en hafif tabiriyle “Kurtuluş Savaşı kahramanı atalarına saygısızlık eden ve kadir kıymet bilmeyen insanlar” kategorisine girdiler.
