GÜZEL bir dizeyle yüreği
kanırmadan, bu müthiş
zevki tatmadan ölüp giden
ne kadar çok insan var bu
dünyada.
Hele zenginler ve daha
da zenginleşmek için uğ-
raşanlar!
Eğer iyi oturtulmuş bir
dizeyle kanatlanıp uçmu-
yorsan, eğer edebiyatın,
müziğin, resmin büyülü
evreni ile kendinden geç-
miyorsan; onca para pul,
iktidar neye yarar ki!
Belki sadece sıkıntıdan
kurtulmaya....
Çünkü sanatsız geçen
bir yaşam, bulaşık suyu kadar ya-
van, anlamsız, tekdüze.
***
DÜNYA giderek sanattan kopuyor.
Türkiye'de durum daha da kor-
kunç.
Televizyonun karşısına geçmiş
milyonlarca insan, kendilerine su-
nulan ucuz mavalları yutarak yaşa-
maya çalışıyor.
Oysa her akşam yerel komedi
seyrederek vakit öldürenler (ya da
onların babaları) en azından müthiş
masallar biliyorlardı.
Hiç değilse ninelerinden dinledik-
leri destanların tadı vardı damakla-
rında.
Bazen bir türkü mırıldanırlardı.
Kök boyayla boyanmış kilimin içe
işleyen nakışlarındaki hü-
neri sezebilirlerdi.
Şimdi varsa yoksa gü-
zel diye sunulan çirkin ka-
dınlarla, kalas gibi erkek-
lerin aralarındaki vıcık vı-
cık ilişkileri merak edip,
yavan, tatsız ve kokuşan
bir yaşamın eteğine yapış-
mak.
***
GÜLTEN Akın ne demiş-
ti: "Ah kimselerin vakti
yok durup ince şeyleri
anlamaya!"
Kimsenin vakti yok!
Çünkü herkes hem ken-
disini, hem karşısındakini
aşağılayan bir hırgürün coşkusuna
kapılmış.
Geri kalan zamanda da toplumun
yeni kahramanlarını seyrediyor.
Hani on beş - yirmi yıl önce çocuk-
ların örnek almaması için uğraşılan,
olumsuzluk örneği olarak gösterilen
ilkel tipler!
***
BU ortamı yaratanlar niye böyle
davranıyor bilmiyorum.
Neden iyinin yerine kötüyü, erde-
min yerine cıvıklığı, namusun yerine
namussuzluğu, kalitenin yerine kali-
tesizliği, merhametin yerine gaddar-
lığı, gelişmişliğin yerine ilkelliği ge-
çirmeye uğraşıyorlar.
Bu topluma bu kadar mı düşman
bunlar?
