Devam etmekte olan davalara karışılmaz, müdahale edilmez ama bu durum insanın vicdanının sızlamasına engel değildir. Tabii sözüm vicdanı olan insanlar için geçerli. Açıkça söyleyeyim: Türkiye’deki bazı davalar içimi acıtıyor. Hele bu davaların görülüş biçimi iyice yürek daraltıyor. Rektör Yücel Aşkın’a uygulanan muamele bunların başında. Düşünün ki Rektör eğer 2003 seçimlerinde kapağı meclise atmış olsaydı hakkında bir tek dava açılmayacak ve dokunulmazlık zırhı altında, hakim ve savcı yüzü görmeden yaşayıp gidecekti. Kendi dosyalarına dokunulmazlık zırhı uygulayan siyasiler, Rektör’ün üzerine topla tüfekle gidiyor. Önce Rektör yurt dışında iken evi basılıyor. Buna rağmen Türkiye’ye geri dönüyor. Bu durum, tutuklanmadan yargılanması için esaslı bir karine değil mi? Yurt dışından kendi isteğiyle dönen bir sanık için “Kaçma tehlikesi var!” bahanesine sığınmak ne derece hukukla ve vicdanla ilişkili bir tavırdır bilinmez. Bu yetmiyormuş gibi Rektör bir de hayati tehlike altında. Suçu kesinleşmiş hükümlülerin bile özel affa uğradığı Türkiye’de bir rektör haftalardır ölümle pençeleşiyor. Bu zulüm değil mi?
Orhan Pamuk dünyada Türkiye’nin yüzünü ak eden, büyük ödüller kazanan bir edebiyatçımız. 16 Aralık’ta “Türklüğe hakaret” ettiği gerekçesiyle mahkeme karşısına çıkacak. Bu da benim vicdanımı sızlatan davalardan birisi. Eğer olaya 301. maddedeki gibi “Türklük” açısından bakacak olursak, Orhan Pamuk dünyaya yayımlanan kitaplarıyla ve edebiyat dünyasına “Türk yazarı” olarak yaptığı katkılarla “Türklük” denilen kavrama o kadar çok hizmette bulunmuştur ki bu konuda onunla yarışa girebilecek pek az Türk vardır. Onu karalayanlar, her şeyden önce “Türkiye’nin dünyaya katkısı” yönünden bir kıyaslama yapsınlar. Orhan Pamuk, Yaşar Kemal’in Batı ansiklopedilerine giren ve dünya çapında saygı gören “Türk yazarı” kimliğinin genç kuşaktaki takipçisidir. Ve biz aynen Nazım Hikmet, Yaşar Kemal ve diğerleri gibi Orhan Pamuk’u da yargılama ayıbına düşüyoruz. Kaldı ki Orhan Pamuk bu kadar ünlü ve önemli olmasaydı bile durum vahametini korurdu. Bir yazar ülkesinin geçmişiyle yüzleşirken, Osmanlı dönemini kastederek “Bu topraklarda bir milyon Ermeni öldürüldü” sözünü kullandı diye vatan haini mi ilan edilir? Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında bile Ermeni vatandaşlarımıza yapılan zulmü kınayan pek çok milletvekili vardı. Dikkat ederseniz Orhan Pamuk ne jenosit diyor, ne de belirli bir grubu “katil” olarak suçluyor. Bana göre bu cümle yanlış değil eksik. Birinci Dünya Savaşı cehenneminde katledilen milyonlarca Müslüman Türk’ün trajedisinin de burada ele alınması gerekebilir. Ama bunu zaten herkes söylediği için Orhan o anda söylemeye gerek duymamış olabilir. Hanımlar, beyler; uluslararası yazarlarınızı, çizerlerinizi, aydınlarınızı böyle bir çırpıda harcamayın. Çünkü sayıları pek fazla değil.
TCK’nın 301. maddesiyle ilgili bir kanun değişikliği teklifi verdiğimi biliyorsunuz. Burada “Türklük” kavramını, “Türk ulusu” kavramıyla değiştirmek, Cumhuriyet’le birlikte oluşan ve çeşitli kökenleri birleştiren “ulus” kavramına vurgu yapacağı için, ırkçılık bağlamından daha farklı bir biçimde ele alınacaktır. Bu da her şeyden önce daha çağdaş bir yorumdur ve Pamuk davası gibi birçok “ırk vurgusu” taşıyan davanın önüne geçebilir.
