Dün televizyonda geçen bir alt yazı dikkatimi çekti: “Yunanistan’da anarşistler saldırdı!” Anarşistler de kim ola ki diye düşündüm Yunanistan gibi sakin bir ülkede kime ve niye saldırsınlar? Sonra haberin ayrıntıları anlaşıldı. 15 yaşında bir Yunan genci polis arabasına taş atmış, polis de tabancasını çekip çocuğu vurmuş. Bunun üzerine Yunanistan’ın bütün büyük şehirleri karışmış, protestolar, araba yakmalar birbirini izlemiş. Gelişmeler üzerine İçişleri Bakanı ve Bakan Yardımcısı istifalarını Başbakan Karamanlis’e sunmuşlar. Emniyet müdürleri derhal görevden alınmış. Bizim bazı gazeteciler de olaylar üzerine dehşete düşmüş ve “Anarşistler saldırdı” demeyi uygun görmüşler. Çünkü Türkiye’de gençlerin canı ucuzdur. Polis, kış günü sıkı sıkı kapalı otomobildeki genci “Dur dedim durmadı” diyerek kafasından vurur. Hiç bir şey olmaz. Mahkemede, kurşunun sekerek gidip genci vurduğu ifade edilir. Üstelik oğlunun canının hesabını soran babanın da başı derde girer. Antalya’da motosiklet üzerinde giden iki arkadaşa ateş edilir, 18 yaşındaki genç başından vurulur, yine kurşun sekti denilir. Cezaevinde bir genci döverek öldürürler, sonra “Kafasını duvarlara vura vura parçaladı. Biz de ne olduğunu anlayamadık” derler. Türkiye’de insan canı ucuzdur. Çocuklarımız orada burada öldürülür, kimsenin sesi çıkmaz. Yeter ki o kudretli devlete bir söz gelmesin. Yunan halkı ile bizim halk arasındaki büyük farktan dolayı, yönetimlerimiz de farklıdır. Orada darbeci generali hapse koyarlar, burada kuyruk olup elini öpmeye giderler. Orada cuntaya direnmiş aydınları başlarında taşırlar, burada suçlu ilan ederler. Orada öldürülen gencin hesabı sorulur, bizde hiç kimse bağrı yanan ailelerin feryadına aldırmaz. Çünkü bir Türk gencinin canı, bir Yunan gencinin canı kadar değerli görülmez. Türkiye’de, öldürülen gencin hesabını sormak anarşidir, devlete kafa tutmaktır. Ve görüldüğü yerde ezilmelidir. Ezile ezile de bu duruma geldik işte.