Bu yazıya yılın son gününün tarihini atıyorum ve hemen Auguste Comte'u anıyorum: "Temel doktrini değiştirmek ya da yenilemek gerektiğinde, dönüşümü yaşayan yitik kuşaklar bu değişime özünden yabancı kalır ve çoğu kez doğrudan düşman olurlar."
21. yüzyıl başındaki Türkiye'ye çok uyan bir söz bu.

Bu ülke demokratikleşme rüzgarlarını cepheden alan bir gemi gibi, yelkenlerini, direklerini gacırdata gacırdata rüzgara karşı gitmeyi denemek istiyor.
Mümkün değil.
Bu köşenin başlığı gibi dünya değişiyor ve bu, karşı konulmaz bir gerçeklik!
Değişime direnenler, sadece halklarına daha uzun süre acı çektirmekle kalıyorlar.
Sonunda değişim kaçınılmaz oluyor.
Zamanın ruhu, rejimleri değiştiriyor.
Eğer bunun tersi doğru olsaydı o görkemli Roma bugüne kadar sürer gelirdi. Roma ordularından daha güçlü ne vardı ki bu dünyada!
Osmanlı sultanları hala "El muzaffer daima" diye anılırdı.
Sovyetler Birliği tankları, sisli Balkan topraklarında manevra yapıyor olurdu.
Ama olamadı!

★★★

Zamanın ruhu, hepsine baskın çıktı.

★★★

Türkiye de büyük bir değişim yaşıyor. Temel doktrini olgunlaşıyor, çağa uygun hale geliyor.
İçinde birden fazla kültür barındırdığının ve bunun hiç de zayıflık anlamına gelmediğinin bilincine varıyor.
"Farklı ve eşit" sözünün derin anlamını kavrıyor.
Demokratik çoğulculuk ilkesine geçişin doğum sancılarını çekiyor.
Ama bir yandan da Comte'un belirttiği gibi, Türkiye'nin evlatları bu doktrin değişimine düşman oluyor, gelişmeyi durdurmak, zamanı tersine işletmek istiyor.

★★★

Türkiye ister istemez değişime ayak uyduracak.
Saydamlaşacak, demokratikleşecek, dünyalı olacak, insanlığın evrensel değerler sistemini benimseyecek.
Bunun başka yolu yok.
Ama bütün bunlar 2001'de olur mu derseniz; olmaz!
2001'de bu ilkelere doğru adımlar atılması bile büyük bir kazanım olarak algılanmalı.
Bu umutlarla hepinize mutlu, sağlıklı, başarılı bir 2001 diliyorum.
Umarım gelen gideni aratmaz.