BAZI alanlardaki kirlenme, kirlilik boyutlarını aştı, zehirlenme aşamasına geldi galiba.
Çevre, hava, politika, basın, eğlence dünyasında belli oranlarda zehirlenmelerden söz edilebilir.
Ama bugünkü yazımın konusu bunlar değil: Düpedüz gıda zehirlenmesi.
***
BİRKAÇ yıl önce Alvin Toffler özel bir ziyaret için İstanbul'a gelmişti.
Çırağan Kempinski Oteli'nde kalıyordu.
Bir sabah onu otelinden alıp İstanbul'u gezdirmek üzere odasına gittim.
Bir de baktım sabah sabah odada bir sürü bira şişesi.
Bir tanesinin de kapağı açık.
"Ne o kahvaltıda bira mı içiyorsun?" diye sorduğumda şaşırtıcı bir cevap verdi: "Hayır, dişlerimi fırçalamak için açmıştım."
Ne olduğunu anlayamadım.
Anlattı.
"Doktorum, Amerika dışında su içmemi yasakladı" dedi. "Diş fırçalamama bile izin vermiyor. Issık Göl'deki durumumu hatırlıyorsun. Ondan sonra bu tavsiyede bulundular."
Gerçekten de 1986 yılında Issık Göl'deki toplantımızda Alvin Toffler bir gıda zehirlenmesine uğramış ve sedyeyle hastaneye kaldırılmıştı.
Daha sonra ölümden zor kurtulduğunu anlatacaktı.
***
"İYİ ama" dedim "Türkiye'de pet şişelerde satılan sular sağlıklı. Hepimiz içiyoruz. Dişini onunla fırçala."
"Yok!" dedi "Kusura bakma ama bu riski göze alamıyorum."
İstanbul'da kaldığı birkaç gün içinde Alvin Toffler'e su içirmeyi başaramadım.
Gözü fena korkmuştu.
***
BÖYLE bir şey bir kez benim başıma da geldi.
Göreme'deki büyük otellerden birinde (adını vermemeye özen gösteriyorum) oda servisinden istediğim çorba ya da içtiğim su nedeniyle dizanteriye yakalandım.
Pek belalı bir iş.
Kurtulana kadar akla karayı seçiyorsunuz.
***
ÇEVREMDE gıdadan zehirlenen epey kişi var.
Dolayısıyla yediğimiz içtiğimiz her şeyden kuşkulanmak gerekiyor.
Türkiye bu açılardan sabıkalı bir ülke.
Biz bazı zehirlere bağışıklık kazandığımız için her zaman farketmiyoruz, ama yurt dışında yaşayan arkadaşlarım ya da çocukları Türkiye'ye her gelişlerinde bir iki gün yatıyorlar.
Özellikle yaz günlerinde dikkatli olmakta fayda var.
