Viví Georgantopoulou’nun Zülfü Livaneli Edebiyatı üzerine 7/12/2024’te Gümülcine Papanikolaou Vakfı Amfisi’nde Düzenlenen Edebiyatta Tarih, Mekan ve Zaman Sempozyumu’nda Yaptığı Açılış Konuşması
Sevgili dostlar, kitapların uçsuz bucaksız dünyasında, okuma kulüplerinde birlikte yol aldığımız kıymetli arkadaşlarım, hepinizi bu akşam 3. Panhelenik Okuma Kulüpleri Buluşmamızda içtenlikle selamlıyorum. Bu yılki buluşmamızı büyük bir mutlulukla Komotini’de gerçekleştiriyoruz. Komotini Okuma Kulübü’nün ev sahipliğinde ve bitmeyen enerjisiyle Komotini Okuma Kulübü koordinatörü Rena Samara-Maina’nın rehberliğinde burada olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz.
Üç yıl ardı ardına çıtayı yükselterek daha da yukarıya taşıyoruz çünkü böyle bir muazzam organizasyonun gerçekleşmesinin yanı sıra, çağımızın koşulları ve uluslararası etkileşimler açısından son derece anlamlı, zorlu ve cesur bir tematik çerçevede ele alacağımız, eserleriyle iz bırakmış iki duayen yazar misafirimiz. Bu yıl temamız çerçevesinde, okuyucunun bakış açısıyla, edebiyat anlatımında mekânın ve zamanın her zaman şeffaf olmayan prizması aracılığıyla, Tarih ile Edebiyat arasındaki ilişkiyi araştırarak İnsan öznelerin bireysel ve kolektif olarak nasıl bu sürece dâhil olduklarını anlamaya çalışacağız; çünkü yazar, onları farklı karakterlere dönüştürerek öncelikle metinsel bir ortamda şekillendirir ve ardından okuyucunun onları etkileyici bulması, bilgi edinmesi, “uyanması”, hatta belki de Tarihi ve Edebiyatı olduğu gibi görmesi için oldukları gibi – aynı kaynaktan, insanlığın büyük ve sürekli akışından doğan kardeşler olarak- okuyucunun ellerine teslim eder.
Iki gün sürecek olan bu etkinlikte, tarihi derinlemesine ele alan ve bu tarihin iki halkı birleştiren fakat zaman zaman da acı bir şekilde ayıran yönlerini keskin bakışıyla inceleyen bir Yunan yazar bizimle birlikte: muhteşem Thomas Korovinis. Aynı şekilde, düşünceli kaleminin tatlılığı, derinliği ve barışsever anlayışıyla benzer bir yaklaşımı benimseyen bir Türk yazar da bizimle: büyük Zülfü Livaneli. Her ikisi de, birbirleriyle dost ve “İyi ve Güzel’in” safında mücadele eden yol arkadaşları olarak, hem sözleri hem de eylemleriyle tarihi gerçeklerin, kendi gerçekliklerinin ve başkalarının gerçekliklerinin savunucusudur. Sanatlarıyla, halklarımızın ve genel olarak tüm insanların barış ve uzlaşma içinde yaşamasına dair değerli görüşlerin taşıyıcılarıdır. Binbir sıkıntıyla sarsılan bir dünyada bundan daha güzel ve umut verici ne olabilir ki?
İlk günün panelindeki konuşmacılar olarak bizler — Booktalks Okuma Kulübü’nden Katerina Malakate, ben çevrim içi ve Degas/Kitap Yolcuları/Kedros Kitaplığı Okuma Kulüplerinden Vasilis Vourloumis şahsen yanınızda bulunarak — sizleri büyük yazar Zülfü Livaneli’nin edebi eserlerine bir yolculuğa davet etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Onu elbette Mikis Theodorakis ile gerçekleştirdiği müzik iş birliklerinden tanıyorsunuz ve bir besteci olarak yeteneğini, müziğe yaptığı muazzam katkılarıyla seviyorsunuz. Ancak bu akşam çok özel bir zaman, çünkü bu kez onu yazarlık yönüyle selamlıyoruz. Bu okuma yolculuğunun aracı ise görünüşte sakin anlatım tonlarıyla, ama gerçekte derinlikli bir hakikat, güzellik, düşünsel yoğunluk ve sorgulama barındıran romanı Kaplanın Sırtında. Bu edebi şaheser, dilimize Patakis Yayınları’ndan Frango Karaoglan tarafından özenle çevrilmiş bir edebiyat harikasıdır.
Zülfü Livaneli hakkında ne söylesem az kalır. Onun biyografisi zengin ve etkileyici: müzisyen, yazar, şair ve aynı zamanda demokrasi ile özgürlüğü karanlık zamanlarda savunmaktan çekinmeyen bir siyasetçi. Defalarca hapsedildi, ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve sürgün hayatı yaşadı. Ancak ülkesine döndüğünde, önemli sanatsal başarılar, büyük iş birlikleri ve uluslararası bağlantılarla dolu bir bagajla geri geldi. Buna rağmen asla bu başarılarla yetinmedi. Evrensel bir anlayışla, güzel ve barışçıl kültürel ve siyasi faaliyetlerle fikirlerini savunmaya ve yaşatmaya devam etti.
Sevgili dostlar, Zülfü Livaneli’nin müzisyen ve siyasetçi yönüne dair kapsamlı bilgileri Wikipedia’da bile bulabilirsiniz. Bu yüzden bu konulara detaylı olarak değinmeyeceğim ve sizi yormayacağım. Zira böyle büyük ve aktif bir sanatçı hakkında bilgiler geniş olmayacaksa, kim hakkında geniş olurdu ki?
İzninizle, Zülfü Livaneli’nin zengin edebi eserlerine, kısa da olsa, odaklanarak bu alandaki üstünlüğünü dile getirmeyi istiyorum. Söyleyebileceğim birçok şey arasından, yazılarının erdemlerinden özellikle şunları ön plana çıkaracağım: konularının ahlaki derinliği, dilinin yoğunluğu, kurgusunun açıklığı ve yazımının genel olarak yüksek estetik değeri. Zülfü Livaneli, yapısal açıdan kusursuz 21 roman yazmıştır. Bunlardan 11’i Yunanca olarak yayımlanmış ve haklı bir şekilde oldukça popüler olmuştur.
Livaneli’nin ele aldığı konular hem yerel hem evrenseldir; hem Akdeniz’e özgü hem de daha geniş, Avrupa ve dünya ölçeğinde bir perspektifle işlenmiştir. Bu evrensel yaklaşım, Goethe’nin 1827 yılında “Weltliteratur” (Dünya edebiyatı) terimine yüklediği birleştirici anlamla örtüşmektedir; dar milliyetçiliklerden ve sahte vatanseverlik sloganlarından arınmıştır.
Livaneli’nin temaları, komşu ülkenin (Türkiye’nin) ve geniş bir coğrafyanın tarihinden beslenir. Ancak bunları, yalnızca tarihsel-politik bir çerçevede ele almakla kalmaz; aynı zamanda bizim de tanıdığımız kahramanların ve karakterlerin acılarını ve mücadelelerini incelikle işler. Bu kahramanlar, her ne kadar tarihsel-politik olarak görülemeyecek konuları ele alsalar da, Livaneli, onları derin tarihsel araştırmaları ve insana odaklanan net bakış açısıyla tarihi bir zaman dilimine ustalıkla yerleştirir. Bu tarihsel/kronolojik zamanı yoğun bir dokuma kumaşı gibi kullanır; onun üzerinde inşaa edilen yapıyı, kurguyu ve hikâyeleştirmeyi başarıyla yaratır
Eleştirmen Vangelis Hatzivasileiou, bizim de bugün inceleyeceğimiz Kaplanın Sırtında kitabı hakkında son derece doğru bir şekilde şunları belirtiyor: ‘Bu eser, kapsamlı bir araştırmaya dayanan, ideolojik çarpıtmalar ile ulusal, ırksal ve kültürel önyargılardan baştan itibaren arınmış bir tarihî romandır.
Genel olarak Livaneli -lütfen bunu basit bir şekilde ifade etmemi kabul edin- sözünü sakınmayan bir yazardır. Güç odaklarını rahatsız eden, keskin ve aynı zamanda belirgin bir duyarlılıkla ele aldığı konular hakkında konuşmaktan korkmaz. Örneğin, Balıkçı ve Oğlu adlı kitabında (Frango Karaoglan’ın çevirisiyle, Patakis Yayınları), Ege’yi durmaksızın vuran ekolojik açgözlülüğü ortaya koyar. Bu sırada sahillerine savaşlardan kaçan ve daha iyi bir hayat şansı isteyen mültecilerin cesetleri ve parçalanmış bedenleri vurur.
Konstantiniyye Oteli adlı eserinde (Niki Stavridi’nin mükemmel çevirisiyle), Türkler ve Yunanlar için şehirlerin kraliçesi olan, sevilen İstanbul’un güncel sorunlarına cesurca değinir. Davetli yazarlarımızdan biri olan Thomas Korovinis, Anagnostis dergisindeki eleştirisinde ilham verici bir şekilde şöyle yazar: Livaneli, İstanbul’un kimliğini ‘bolca alaycı bir ton, mizah, politik öngörü, yüksek sosyal duyarlılık, keskin düşünce, sosyal adaletin gerekliliğini vurgulayan bir anlayış, Türk toplumunun sınıfsal yapısına dair ayrıntılı bilgi ve önyargıları, dini bağnazlığı ve hoşgörüsüzlüğü kararlılıkla reddeden ve eleştiren bir ideolojik duruşla’ verir.
Peki, Livaneli’nin zekice ve yaratıcı bir şekilde kaleme aldığı Serenad (Athanasios Zaragalis’in çevirisiyle) kitabında, yüzeyde basit gibi görünen, tatlı-acı bir aşk hikâyesi üzerinden aynı başarıyı elde ettiğini söylemez miyiz? Üstü kapalı ama eksiksiz bir şekilde yerleştirilmiş, arka planda ustalıkla işlenmiş bir tarihî tuval üzerinde, kelimeleri tek tek seçerek ve kopmaz bir iplikle örerek, Boğaz’da 768 Yahudi yolcusuyla kaderine terk edilen Struma gemisinin trajik batışını anlatmıyor mu?
Üstelik bunu, o kendine özgü sakin ama aynı zamanda keskin üslubuyla, dünya tarihinin o doymak bilmez öğütücüsünden akılcı ve aynı zamanda cesur bir şekilde alınmış, daha küçük ölçekli hikâyeleri de işleyerek yapıyor.
Ve yine, Livaneli’nin bir başka harika eseri olan ve Frango Karaoglan tarafından çevrilen, oldukça popüler Leyla’nın Evi kitabında da aynı cesaret, açıklık ve dürüstlükle — ve kültürel ya da diğer farklılıkların ötesinde, birbirine saygı duyan, empati kuran ve nihayetinde komşusunu insan olarak kabul edenlerin barış içinde bir arada yaşama fikrine sonsuz bir bağlılıkla — hepimizin evrensel ideallerimiz olarak benimsememiz gereken şeyleri anlatmıyor mu?
Sevgili dostlar, değerli konuğumuz hakkında söylemem gereken çok şey var. Ancak bu açılış konuşmasını burada sonlandırıyorum; sanatçı ve insan Zülfü Livaneli için söylediklerim elbette az kalır. Bu yüzden benibağışlamanızı, özellikle de kendisinin hoşgörüsüne sığınarak rica ediyorum. Sizlerin onu kendi sözleriyle daha yakından tanıması ve onunla yıllardır cömertçe sunduğu bu son derece önemli, çok yönlü eserler üzerine sohbet edebilmesi için sözü kendisine bırakmak istiyorum.
Hepinize en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
- Panhelenik Okuma Kulüpleri Koordinasyon Kurulu Üyesi
- Atina Degas, Kitap Yolcuları ve Kedros Kitaplığı Okuma Kulüpleri Koordinatörü
Viví Georgantopoulou
Etkinlikte sorulan sorular:
Sorular:
- Kitapta, Dr. Atif’in Abdulhamit ile temasından sonra yaşadığı dönüşümü görüyoruz. Sizce bu dönüşüm haklı mı?
- Bu kitap sayesinde, Batı’nın Balkanlar ve Orta Doğu bölgesine müdahaleci tutumunu bir kez daha fark ediyoruz. Abdülhamit ile ilgilenmeye karar verdiğinizde bu da hedeflerinizden biri miydi acaba?
- Bir röportajınızda, çift özellik; yazar ve müzisyen kimliğinizle çoğumuzun düşündüğünün aksine, evrensel dilin müzik değil edebiyat olduğunu ifade ettiniz. Biz sıradan okurların anlayabileceği şekilde açıklayabilir misiniz?
- Tarih sık sık devlet mekanizması tarafından araçsallaştırılıyor. Peki, edebiyat halklar arasında bir iletişim köprüsü olabilir mi?
- Müzik, sinema ve kitaplar olmak üzere üç sanat dalında yeteneğiniz bulunmakta ve bu sanat dalları aracılığıyla kendinizi ifade etme fırsatınız oldu. Bu üçünden hangisi size, sizin kendi hakikatinize ve ruhunuza daha yakın?
- Bir edebiyatçı tarihi, hatta sözlü tarihi nasıl ele alır ve bir tarihçi edebiyatı nasıl değerlendirir?
Bir röportajınızda, Batı’nın sınıf kavramından korktuğunu ve bu nedenle sınıfsal karşıtlıklar yerine cinsel, kültürel ve ulusal ayrımlar üzerinden kimlik temelli düşünce modasını ortaya koyduğunu söylediniz. Özellikle Amerika’da, Harper Lee veya Margaret Atwood gibi yazarlar aşırı uyanış hareketlerinden ne kadar etkilenme riski taşıyor?”
