Öyle önemli günlerden geçiyoruz ki, herkesin kafasında olaylar bir birine karışıyor. Olan biteni bazı satırbaşlarıyla saptamakta yarar var:

Tarih, belki de içinden geçtiğimiz döneme 19 Mayıs süreci adını verecek. Bu tip dönemler daha sonra olanlarla anıldığı için 28 Şubat’a da bir ad konulmamıştı. Bu ad, sonradan yakıştırıldı. Şimdi de öyle olabilir.

19 Mayıs süreci, 28 Şubat’tan farklılıklar gösteriyor.Bunun en önemli göstergesi Genelkurmay Başkanı nın konuşması. Daha önce de sivil toplumun devreye girmesini isteyen Özkök, laiklik gösterilerinin devam etmesi tavsiyesinde bulunuyor.Yani bir anlamda ordu, “koruma ve kollama görevi”ni halka devrediyor.

Başbakan ise erken seçim ve cumhurbaşkanını yeni meclisin seçmesi taleplerine karşı çıkarak son noktayı koydu.Bunun anlamı kavgadır.Mayınlı arazi dediğimiz dönemin tam ortasındayız.

Bülent Ecevit’in Özbilgin’in cenaze töreninde hastalanarak neredeyse ölüm döşeğine düşmesi bu günlere özel bir anlam katıyor.Sayın Ecevit umarım şifa bulur ve hastaneden çıkar ama eğer tersi olursa onun cenaze töreni, Türkiye’nin bugüne kadar gördüğü en büyük laiklik gösterisine dönüşecek.Tayyip Erdoğan’ın protestolardan korktuğu için cenaze törenine gitmediği ama Bülent Ecevit’in ölüm pahasına bu törene katıldığı bir kez daha vurgulanacak.Kaldı ki Tayyip Erdoğan da yüz binlerce kişinin ortasında bu törene katılmak zorunda kalacak.Bu törende Sayın Ecevit “Laiklik ve Cumhuriyet Şehidi” olarak anılacak.

Son olaylar Türkiye’deki laiklerin hiç de sanıldığı kadar az olmadığını gösterdi.Ülkeyi, “millet ve seçkinler” diye ikiye ayıran kaba zihniyet, böyle bir şey beklemiyordu. Onlara göre millet dinciydi, seçkinler laik. Ama dün Mustafa Mutlu’nün da çok güzel belirttiği gibi, bu ülkede laikliğe gönül vermiş milyonlarca kişinin de “millet” olduğunu unutuyorlardı.Şimdi hatırlıyorlar ve bunu görünce sinirleniyorlar.Çünkü onların kafasında Cumhuriyetçiler, Mustafa Kemal’i sevenler, Aleviler, öğretmenler, işçiler, başı açıklar, makul çoğunluk, orta sınıf ve aydınlık kesimler “millet” değil.Türbanlılar, takkeliler, cemaatler, tarikatlar ise gerçek millet.Bunlara bir türlü sözümüzü dinletemedik ve Türkiye’de “Cuma namazına giden Atatürkçülerdin ne kadar çok olduğunu anlatamadık.Şimdi halkı karşılarında görünce öfkelerini saklayamıyorlar.

Bazı sol entelektüel aydınlarımız ruhlarına şifa gibi gelen, kurtarıcı ağabeyleri (yaşça küçük olsa bile) Tayyip Erdoğan’ın düştüğü duruma samimiyetle üzülüyor ve hayatını kaybeden Danıştay hakiminin ailesine bir başsağlığını bile esirgiyorlar.Ben de askeri hapishaneye girdim, askeri darbelerin acılarını belki de onlardan çok çektim ama postaldan kaçmak için takkeye sığınma suçunu işlemek hiç aklıma gelmedi.Yüzlerine bir Kemalist maske takarak zulüm yapanları, insan haklarını ayaklar altına alanları hayatim boyunca en ağır dille eleştirdim ama bu ülkede hem Mustafa Kemal’in bağımsızlık savaşını, hem aydınlık devrimlerini, hem demokrasiyi, hem insan haklarını savunmak mümkün değil mi?Niye gidip, Osmanlı’nın da yüzyıllarca başını ağrıtmış olan gericilere, ticanilere, mürtecilere sığındılar anlamak mümkün değil.

Önemli günlerden geçiyoruz.Bence akıllı okur gözünü açıp, kimin ne yazdığını ve yazının altındaki niyetleri iyi kavramalı.Çünkü yine sap samana karışıyor.