Dünyada ahlak büyük ölçüde din kökenlidir. Türkiye’de de yüzyıllardan beri geleneksel ahlak anlayışı kaynağını İslam dininden alır.Haram-helal gibi kavramlar çok uzun bir süre bu toplumu korumuştur.Eğer İslam dini adına hareket ettiklerini söyleyen siyasi partiler, halkın karşısına din kökenli bir ahlak önermesiyle çıksalar ve kitleleri buna inandırsalardı çok uzun süre iktidarda kalırlardı.Ama öyle yapamadılar.Bu bozuk düzende onlar da bal tutan parmaklarını yaladılar ve yolsuzluk bataklığına gömüldüler.Ve bu gerçeği bir takım sivri dini çıkışlarla maskelemeye çalıştılar.Çünkü Türkiye’nin diğer politikacılarından farklı değillerdi.Manevi değerlere değil, güce, dünya nimetlerine ve paraya düşkündüler.Kendilerine zenci diyorlar ve “Şimdi zenciler kazanacak, onlar hükmedecek!” anlayışını savunuyorlardı.Bu yüzden kaybettiler.Ve galiba Türkiye’de “bir lokma bir hırka” felsefesinden gelen hiçbir siyasi hareket olmadı.

1996’da ölüm oruçlarını bitirmek için bir grup arkadaşla birlikte cezaevindeydik. 12 kişi ölmüştü ve bazıları da can çekişiyordu. Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan uzlaşmaya yanaşmıyor ve neredeyse operasyon istediğini ortaya koyuyordu.Başbakan Necmettin Erbakan uçaktaydı, ona ulaşamıyorduk. Sonra havaalanında telefonla bulduk. Ona, cezaevlerinde işlerin sarpa sarmasından Refah Partisi’nin sorumlu olmadığını, daha önce alınan bazı kararların bu duruma yol açtığını belirttik. Neden önceki yanlış uygulamalara sahip çıkmak için insan ölümlerine göz yumacaklardı ki!Erbakan talimat verdi ve on dakika sonra iş çözüldü.Kapıda bekleyen ambulanslar ölmek üzere olanları hastaneye taşıdı. Gözü yaşlı ana babalarsevindiler.Bu belki de Erbakan’ın en doğru kararıydı.

Susurluk olayları sonrasındaydı.Erbakan “Bu olaylar fasa fiso” dedi.Şevket Kazan da hayatının ayıbını işleyerek “Bunlar mum söndürüyorlar!” cümlesini sarfetti.Sonradan Refah’lı milletvekilleri ile çok konuştuk.”Susurluk’ta siz yoktunuz ve cinayetlere karışmamıştınız. Niye durup dururken bu suçu üstlendiniz?” diye sordum.Ve ekledim: “Eğer Refah Partisi onun bunun damarına basacak ve ucuz din gösterileri yapacak yerde, yolsuzluktan inim inim inleyen bu memlekete bir ahlak anlayışı sunabilse ve demokrasiyle bütünleşebilseydi, hepimizin kaderi bambaşka olurdu.”İnanın, hepsi hak verdi ama iş işten geçmişti.Türkiye, “Kanlı mı kansız mı!”, “Kan akacak fıstık gibi olacak!”, “Herkese din şırınga edeceğiz!” saçmalıklarına ve Esenboğa’da ehrama girmek, Başbakanlık konutunu tarikatlara açmak gibi densiz gösterilere kurban edilmişti.

Şimdi aynı süreç AKP için işliyor.Eğer AKP kendisine verilen tarihi şansı iyi değerlendirebilse ve iktidarını bir takım imalarla, göndermelerle, gizli ajandaya atıf yapan bir üslupla zayıflatmasaydı hem kendilerinin hem Türkiye’nin kaderi başka türlü çizilebilirdi.Ama yapamadılar.Başbakan acılı Özbilgin ailesini ziyaret ettikten sonra, onların asmış olduğu Atatürk resmine tahammül edemiyor ve yas tutan aileye “Niye Atatürk ticareti yapıyorsun?” diye çıkışıyor.İşte zihniyet bu.Çünkü Derviş Yunus değil, bu ülkenin mala mülke, iktidara, paraya doymayan bildik siyasetçilerinden onlar da.Sadece ayrı semboller kullanıyorlar.