20. yüzyıl nasıl bir yüzyıldı? Düşünürler şimdi bu sorunun cevabımı arıyorlar. Çünkü bu yüzyılın tanımlanması, geleceği de aydınlatacak ipuçlarını verecek bize. Tarihçi John Lukacs’a göre kısa bir yüzyıldı bu: 1914’te başladı, 1989’da bitti. Yüzyılımızın doğum gününde Saraybosna’da silahlar patlıyordu, bitişinde Sovyetler Birliği yıkılıyor ve Saraybosna’da gene silahlar patlıyordu. John Lukacs, SABAH Yayınları arasında çıkan “Yirminci Yüzyılın ve Modern Çağın Sonu” adlı kitabının başına Rivarol’dan bir özdeyiş almış: “En uygar halklar bile barbarlığa, en parlak madenin pasa komşuluğu kadar yakındırlar.
Bizler 20. yüzyılın büyük bölümünü “soğuk savaş” gerginliği içinde geçirdik. “Soğuk savaş”, Batı ile Doğu’nun çelişkisine verilen addı. Bu çelişkiyi Batı dünyası, “Demokratik hür dünya ile totaliter demir perde” arasındaki savaş olarak sundu. Aynı savaşın Doğu blokundaki adı “Kapitalizm ve emperyalizmle halk demokrasileri” arasındaki mücadeleydi. Hangi isimle anarsak analım, bu dönem kafalarımızı biçimledi. Dünyadaki her gelişmeyi Batı ve Doğu açısından değerlendirir olduk. Kurumlarımız sağ ve sol düşünceye göre gelişti. Aşırı bir Sovyetler Birliği ve sol korkusu yaşayan Türkiye’deki her yasa, her kurum “kapıları komünizme kapatmak” hatta “komünizmi ezmek” üzere oluşturuldu.
Şimdi John Lukacs çıkmış diyor ki: “Zamanımızın en büyük mücadelesi demokrasiyle komünizm arasında değil, milliyetçiliğin aldığı çeşitli biçimler arasındadır. Bununla da kalmayıp, 20. yüzyılın doruk noktasını belirleyen olayın Rus İhtilali’nden çok iki dünya savaşı ve yüzyılın en kökten devrimcisinin Lenin ve Mao değil, Hitler olduğunu söylüyor. Bunlara kanıt olarak da Sovyetler Birliği’nin çökmesini, Yugoslavya’daki iç savaşı ve Birleşmiş Almanya’da hortlayan ırkçı politikalan inceliyor.
Hemen söyleyeyim, Lukacs’ın düşüncelerini ilginç bulmakla birlikte katılmıyorum. Sovyetler Birliği dağılma sürecine girdikten sonra, 20, yüzyıl sonunun milliyetçi, bölgeci ve din kökenli küçük savaşlarla lekeleneceğini bilmek bir kehanet değildi. Zamanında hepimiz bu konuda yazdık çizdik ve yıllar önce uluslararası konferanslarda bu düşünceyi dile getirdik. Gene de 20. yüzyılı vurgulayan en önemli gelişme milliyetçi catismalar değil, şimdilik alta düşmüş olsa bile, insanoğlunu dar bölgeci milliyetçilikten kurtarmaya ve uluslararası bir kardeşlik yaratmaya yönelik çabalardır. İnsanı, insan olma mücadelesi de denebilir buna.
