“Yer Demir, Gök Bakır” adlı filmimiz Japonya’da gösterime giriyor. Tokyo, Kyoto ve Osaka kentlerinde sinema salonlarında açılacak olan film için, dağıtıcı şirket iki aydır yazışıyor bizimle. Paris Eiga kuruluşunun filme gösterdiği ilgi ve işi ele almalarındaki ciddiyet beni müthiş etkiledi. Japonlar’dan çok ders almamız gerektiğini düşünmeye başladım.
Bizde yabancı bir film gösterileceği zaman sinema salonu pek bir zahmete girmez. Dağıtıcı şirketin verdiği bir iki gazete ilanıyla geçiştirilir iş ve film sinemaya takılır. Tutarsa tutar, tutmazsa iki üç gün oynar ve kaldırılır. Oysa Paris Eiga şirketi filmin tanıtımı için Türkiye’ye bir heyet yolluyor. Benimle söyleşiler yapacaklar, filmin çekildiği köyün bugününü çekecekler ve Türkiye’yi tanıtan bir program hazırlayacaklar. Ayrıca filmin 6 Aralık’taki galasına katılmak için Tokyo’ya gitmemizi fırsat bilerek çeşitli televizyon ve basın kampanyaları planlıyorlar. Bu filmle ilgili olarak en az yirmi faks gönderdiler ve sayamayacağım kadar çok telefon ettiler. Bir Türk filminin çıkışına gösterdikleri bu ilgi ve özen, aslında ele aldıkları herhangi bir işi nasıl yaptıklarını gösteren çok önemli bir ölçüt.
Paris Eiga’dan Takako İijima’nın son faksı şöyle başlıyor. “Öncelikle Cumhuriyetinizin ve yetmişinci kuruluş yıl dönümüyle ilgili kutlamalarımızın kabulünü rica ederim.”İşte bu gerçekten etkileyici. Bir yabancı ülkenin Cumhuriyet kutlamasına bu kadar özen gösteren insanlar, kim bilir kendi ulusal günleriyle ilgili neler yaparlar? Mektuplardan ve telefonlardan anladığıma göre, küçük ya da büyük diye ayırmadan ne yapıyorlarsa tam yapmak istiyorlar. Ve karşılarındaki insana saygı göstererek, kendi yaşamlarına duydukları saygıyı dile getiriyorlar.
Bizim boşvermişliğimizi karşılaştırdım Japonlarla. Yolun ortasına park ediveren şoförün, “Ne olacak abicim. Onlar da beş dakka bekleyiversin” mantığının gittikçe yayılmasına takıldı aklım. Anayasa’yı bir kerecik delivermeye kadar uzanan toplumsal kargaşamızın yarattığı nihilizmi, hiçliği ve aldırmazlığı düşündüm. Böyle yapa yapa ne yaşamın anlamı kalıyor, ne insan ilişkisinin, ne de insanı insan yapan değerlerin. Bu konuda Japonlar’dan öğrenecek çok şeyimiz var.
