Daha önce de belirttiğim gibi Paris'te "Versailles Buluşmaları" adlı toplantıdayım.
Bir Kültür Davos'u oluşturma amacına yönelen bu ilginç buluşmada tartışılan fikirleri aktaracağım.
Şimdi bu toplantı için hazırladığım metni, sizlerle de paylaşmak ve görüşlerinizi almak istiyorum:

★★★

Sayın başkan,
Sayın bayanlar, baylar,
Yeni bir yüzyılın başlangıcında, geleceğe dönük konuları incelemek için burada toplanmak heyecan verici bir fırsat.
Önümüzdeki yüzyılı belirleyecek olan genç insanların, kültür, ırk, din ve dil farklarını aşarak bu mekanda buluşması da öyle.

Ben bu konudaki görüşlerimi daha iyi anlatabilmek için, günümüzden tam yüzyıl önceki gençliğin tanıklığına başvurmak istiyorum.
Bu yüzden ilginizi çekeceğini sandığım bir alıntıyla başlıyorum sözlerime:
"Bir tek on yılda, daha önceki koca bir yüzyıldan daha çok özgürlük, serbestlik ve rahatlık ele geçirilmişti.
Çünkü dünyada yeni bir düzen vardı. Bir yılda neler olmuyordu ki? Bir buluş ötekini kovalıyor ve bunların hepsini de herkes benimsiyordu.
Tekniğimizin ve bilimin saat başı birbirini kovalayan başarılarına beslediğimiz onurla, bir Avrupalı bilinci, Avrupalı ortak duygusu oluşuyordu ilk kez."
Bu satırları Stefan Zweig'ın "Die welt von gestern" Dünün Dünyası adlı anı kitabından aldım. Zweig ve arkadaşları 1910'lu yıllarda, içinde bulundukları güven duygusunun, teknolojik gelişimin yarattığı coşkunun tadını çıkarıyor ve bu teknolojik seviyenin yarattığı yeni dünya düzeninin savaş kavramına son vereceğini düşünüyorlardı.
Her yerde coşkulu bir bayram yaşanıyor ve Avrupa gençliği sonsuz barışın gerçekleştiği düşü içinde kendi çağına övgüler yağdırıyordu.
Şöyle devam ediyor Zweig:
"Şu sınırların ne anlamı kaldı diye düşünüyorduk. Uçaklar sınırları kolayca aşabilecek olduktan sonra bu gümrük engelleri ve nöbetçiler ne kadar yapmacık ve ilkel kalıyordu. Dünya kardeşliğine ve yakınlaşmaları özleyen günümüz anlayışına ne kadar aykırıydı."
O dönemin Avrupa gençliği, uçakların dünyaya barış getireceğini sanıyordu. Çünkü uçaklar havadan uçtuğu için ne sınır kalacaktı, ne de nöbetçiler.
Ama bildiğimiz gibi tam tersine uçaklar, gökten felaket yağdırdılar. Bu satırların yazılışından bir kaç yıl sonra dünyanın gördüğü en korkunç savaşlardan birisi başladı. Teknolojik gelişmenin coşkusuna kapılan Avrupa gençliği ve entelektüelleri yaklaşan büyük felaketi göremedi.

Çünkü teknolojinin hızıyla gözleri kamaşmıştı.
Bu durumu çok iyi özetleyen Zweig'a son kez başvuralım:
"Çevremizdeki hava cansız ve boş değildir; yaşanan saatlerin titreşimlerini ve ritmini de içinde taşır. Ve bunları, biz farkında olmadan kanımıza karıştırır, kalbimizin, beynimizin derinliklerine iter."

★★★

Yıllarca önce Stefan Zweig kadar önemli bir entelektüelin bu satırlarını okumuş olmak, beni karamsar yapmadı. Onun deneyimlerini düşünerek, bir felaketin eşiğinde olduğumuz duygusuna kapılmadım.
Ama her teknolojik ve politik gelişmede onun bu satırları aklıma geldi.
Bugünün gençliği de bir anlamda 20. yüzyıl başındaki gençler gibi, teknolojik buluşların hızının yarattığı yıldız tozlarından gözleri kamaşarak bakıyorlar dünyaya.
Her televizyon haber programı bize yeni bir icat duyuruyor. Her sabah gazetelerde, daha önce hayal bile edemeyeceğimiz buluşlarla karşılaşıyoruz.
(Devam edecek)