Eğer Almanya, Türkiye’deki seçim sistemini uyguluyor olsaydı, Angela Merkel kolaylıkla hükümet kurardı. Çünkü yüzde 35,2 oy aldı. Biliyorsunuz Türkiye’de yüzde 34 oy alan AKP, meclisin üçte ikisini ele geçirmişti. Eğer Almanya da bizim gibi bir sistem uygulasaydı, yüzde 9,8 alan Hür Demokratlar, yüzde 8,7 alan Sol Parti ve yüzde 8,1 alan Yeşiller parlamentoya giremeyecekti. Ne yazık ki bizim çarpık seçim sistemimiz, milyonlarca insanın oyunu çöpe atarak, AKP’ye Anayasa’yı değiştirebilecek çoğunluğu teslim etti. Oysa ondan fazla oy alan Merkel’in hükümet kurabilmesi için ikinci değil üçüncü bir partiye ihtiyacı var. Türkiye o kadar çarpık bir seçim sistemine sahip ki azınlığın çoğunluk üzerindeki mutlak iktidarını kurmasına yardımcı oluyor. Tayyip Erdoğan örneğini ele alın. Bu siyasetçi yüzde 24 oyla İstanbul Belediyesi’ni ele geçirdi. Orada yaptığı tahkimatla parti kurup yüzde 34 oyla Anayasa’yı değiştirebilecek çoğunluğu elde etti. Oysa benim yıllardır savunduğum iki türlü seçim uygulansaydı ne Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı ve Başbakan olabilirdi ne de Gökçek Ankara’yı ele geçirebilirdi. Dolayısıyla Türkiye’nin kaderi bambaşka bir biçimde çizilirdi. Yerel seçimlerde iki türlü sistem uygulansa, genel seçimlerde de makul (mesela yüzde 5) seçim barajı getirilseydi Türkiye bugün uğraşmak zorunda kaldığı birçok sorundan kurtulurdu. Parlamentoda Kürt kökenli yurttaşlarımızın kendilerini ifade etmemesi için yükseltilen seçim barajları hem şiddeti körükledi hem de Türkiye’yi bir sürü rejim sorunuyla baş başa bıraktı. Soru şu: Bir ülke kendi ayağına ateş eder mi? Cevap: Eğer o ülke Türkiye ise eder.