Dünkü yazımda Sovyetler Birliği’nin çöküşü sırasında çalınmış olan 400 ve ABD’den çalınmış olan 4 bombadan söz etmiştim.Gördüm ki internet sitelerinde bu yazı için yorum üstüne yorum yapılıyor.Bence bu, üzerinde yorum yapılabilecek bir konu değil; çünkü bilgi sahibi olmayı gerektiriyor.Gereken bilgi ise bizlerde yok; konunun uzmanlarında, bilim adamlarında var.Ben bu konudaki konuşmayı Harvard Üniversitesi’nde kurucu dekan ve Profesör Graham Allison’dan dinledim.Allison nükleer tehdit alanındaki en büyük bilim adamı ve bu konuda “Nükleer Terörizm” adlı çok tanınan bir kitabı var.Ben dünyaya bir ifşaatta falan bulunmuyorum; iddia da sergilemiyorum. Sadece çok ciddi bir kurumda öğrendiklerimi okurlarımla paylaşıyorum.Türkiye konuyu duymadıysa, bu durum, dünyadaki bilgi eksikliğinden değil, bizim ilgisizliğimizden kaynaklanıyor.Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonu’nun da konuyla ilgili birçok raporu var.Sovyetler Birliği çöktükten sonraki süreçte, birçok silahın satıldığı zaten biliniyor.Rus General Alexander Lebed, KGB için özel olarak hazırlanmış 1342 adet “çanta biçimindeki nükleer silahın 84’ünün çalınmış olduğunu tespit ettiklerini” itiraf ediyor. Bu sadece tespitlerden biri. Uzmanlar zenginleştirilmiş uranyum ya da plütonyumun çok hafif bir sinyal verdiğini ve bu yüzden her gün gönderilen ve ancak yüzde ikisi kontrol edilen milyonlarca kargo paketiyle bir ülkeye sokulabileceğini belirtiyorlar.Bunlar resmi raporlar. Ayrıca bu raporlar Rusya’dan yapılan nükleer kaçakçılıkta Türkiye’nin önemli bir geçiş yolu olduğunu belirtmekte. 1993 ile 1999 arasında Türkiye’de 18 nükleer kaçakçılık vakası tespit edilmiş.1998’de, Bursa’da yakalanan plütonyum da dahil olmak üzere birçok vaka.1996’da Zürich’te yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum ele geçirilmiş. Kaçakçılar arasında Türkler de varmış. Dört gün sonra Türk polisi, çetenin geri kalan bölümünü Yalova’da 1.2 kg uranyumla birlikte yakalamış. 1994’te yine Türkiye’de 750 gr. nükleer bomba yapımına uygun uranyum yakalanmış.Liste böyle uzayıp gidiyor. Kaçakçılığın çoğu eski Sovyet cumhuriyetlerine komşu olan Türkiye üzerinden yapılıyor. Bunlar Türk ve dünya yetkilileri tarafından tespit ediliyor ama nedense Türk kamuoyu bu bilgi karşısında kalınca “Hadi canım olmaz öyle şey” deme tarzını benimsiyor. Çünkü bilgi sevmiyoruz.

Dünkü yazımı Habertürk sitesi yayınlamış, birçok kişi de yorum yazmış.Bu yorumları okuyunca dehşete kapılmamak imkânsız.Benim için neredeyse atom bombasından daha tehlikeli olan, bu bilgi düşmanlığı.Bilgi edinme zahmetine katlanmadan, her konuda yorum yapma hakkını kendinde görmek.İşte Türkiye’nin tahrip kalıbı da bu.Düşünün ki bu kişiler internet kullanıyor. Ellerinin altında bir bilgi hazinesi var. Bir iki dakika ayırıp da bu konuda yazılanlara göz atsalar, neyin ne olduğunu anlayacaklar ama interneti, dağların ardında dünyadan kopuk bir kahvehanedeki bir sohbete çevirmeyi yeğliyorlar.

Al Gore ile “Uygunsuz Gerçek” belgeselini hazırlamış olan ve Oscar alan Lawrence Bender şu sıralarda kayıp bombalarla ilgili bir film hazırlıyor.Belgesel gündeme gelince nasıl olsa herkes konuşacak.Benimki bir ön bilgiydi.