Bu yıl dünyanın gündeminde 500. yıl
kutlamaları var ama bizdeki 500. yıl değil:
Cristof Colomb'un Amerika kıtasını
keşfinin 500. yılı.

Bununla kıyasladığınız zaman Sefarad
Yahudilerinin Türkiye'ye gelişi dünya ça-
pında bir ilgi uyandırmıyor.

Siz bakmayın Türkiye'deki davet-
lere, resmi konuklara ve televizyon
yayınlarına.

Bütün kutlamalar Türkiye'nin iç işi
boyutunda kalmakta.

Oysa Colomb'un Amerika'yı keşfi, İspanya'yı bir anda dünyanın en önemli ül-
kesi durumuna getirdi.

Bir yandan Barcelona'da olimpiyatlar,
bir yandan Sevilla'daki dünya fuarı, bir
yandan dünya kültür başkenti seçilen
Madrid.

1992 yılında işin galibi İspanya'dır.

Oysa 1492'de durum böyle değildi.

***

İspanya engizisyon işkenceleri altında
inlettiği Yahudileri ülkeden kovmuştu.

Osmanlı İmparatorluğu bunları sa-
dece kabul etmekle kalmamış, İspanya'dan gelişlerini de sağlamıştı.

1492'de bir gece Cadiz limanından
kalkan gemiler Oruç Reis'in ağabeyinin
komutasındaki Türk gemileriydi.

Aynı gün, aynı limandan Colomb da,
batıdan Hindistan'a ulaşmak amacıyla
hareket ediyordu.

Sefaradlar konusunda İspanya za-
lim, Osmanlı ise müşfik ve insan-
cıldı.

Dolayısıyla bu olayın 500. yılında Türkiye'nin, insan haklarına verdiği değer ve
sığınmacılara gösterdiği anlayışla, dünya
çapında bir kabul görmesi beklenebilirdi.

Dünyanın kabul etmediği zulüm altın-
daki insanları kendi gemileriyle taşımak
gibi bir insanlık örmeği vermişti.

Oysa 1992 yılında, bu olay dolayısıyla
ne kimse İspanya'yı kınadı, ne de Türkiye'yi övdü.

Bir iki resmi kutlama mesajı dışında,
dünya kamuoyunda yankı bulan törenler
düzenlenmedi.

İspanyollann Cristobal Colon dediği
Colomb aslında Ceneviz'liydi. Yani İspanyol değildi.

Oysa o dönemde kaşife gemi sağlayan
İspanya, o günden beri Colomb'a sahip
çıkıyor.

Bugün kime, "Cristof Colomb nere-
lidir?" diye sorsanız, hiç duraklamadan
"Tabii ki İspanyol!" cevabını alırsınız.

Colomb ve adamları Amerika kıtasın-
da karşılaştıkları yerlileri öldürdüler, onla-
ra çeşitli hastalıklar bulaştırdılar, zorla ken-
di dinlerini benimsettiler ve herkesi İspanyolca öğrenmeye zorladılar. Sonunda
koskoca bir Latin Amerika uygarlığı doğ-
du.

***

Bugün, yahudileri işkenceyle kovan ve
Amerika'da zor kullanarak varolan İspanya bütün dünyada övgüyle anılıyor.

Yahudilere kucak açan ve kendi ege-
menliği altındaki hiç bir halkı dil, din ve
kültür konusunda zorlamayan Osmanlı'nın mirasçılan ise, vize kuyruklarından
kovulmada.

***

İşte bu noktada iğneyi batılılara, çuval-
dızı ise kendimize batırmamız gerekiyor.

Bugün İspanya'nın başında, insan
haklarına saygılı, genç ve çağdaş bir hü-
kümet var.

Franco diktatörlüğü zamanında, İs-
panya böyle bir onura kavuşamazdı.

Türkiye, tarihsel birikimlerini avantaja
dönüştürebilecek, çağdaş yönetimlere sa-
hip değil.

İnsan hakları ve demokrasi konusun-
da, Türkiye'nin bugünkü durumu, bü-
tün 500. yıl övünmelerini, "inanılmaz
öyküler"e çevirecektir.

Günümüzde böyle olaylar, bir tarih
mahkemesinde değil, çağdaş uygarlık vit-
rininde değerlendiriliyor.