Her çağın bir görünen yüzü vardır, bir de yer altı nehri gibi akan, kendinin kolay ele vermeyen “ruh”u. Bu ruhun içinde yaşanılan dönemde sayılara dökülmesi, bilimsel verilerle saptanması zordur. Sezgisel bir çaba gerektirir. Toplumun bütün yönelimleri ve içinde bulunduğu değişimleri kavramak için gerekli olan sezgi ise sanatçılara özgüdür. Sanatçılar, ekonominin, politikanın ve bilimin kurallarını ve metodlarını uygulamadan, sadece insanlara bakarak bize dahice açıklamalarda bulunurlar. Balzac, Tolstoy, Dickens gibi sanatçılar, kendi toplumlarındaki değişimleri bize bütün bilim adamlarından daha iyi aktarmışlardır. Dünyadaki büyük politikacılarda, bilim, sanat ve politikanın birleştiği bir doruğa ulaşma amacı vardır. Bütün bu dallardaki çabaları ve bilgi birikimleri onları gündelik politikacıdan ayırır ve toplumu daha iyi kavramasına yardımcı olur. Son yıllarda biz de de “değişiyorum” diyen politikacılar var. Bunların başında bugünlerde kongresinin yapmakta olan DYP’nin lideri Süleyman Demirel geliyor. “Değişim!” demekle verilmek istenen mesaj toplumun değiştiği ve politikacının da bununla uyumlu olarak değişmesi, çağdaş değerlere açılması ve taşra kapanıklığı içindeki bir politik gelenekten sıyrılması anlamına gelmektedir. Diğer politikacılarda da bu eğilimi gözlüyoruz. Turgut Özal, iletişim çağının “Megatrend”lerini izlediğini, bu bakımdan Türkiye’ de herkesin önünde olduğunu, “değişim” i en iyi kendisinin algıladığını düşünüyor. Deniz Baykal, İsmail Cem’le birlikte, sosyal demokrat düşüncenin yepyeni ufuklara kanat açabileceği bir düşünce platformu oluşturma çabasında. İktidara ve muhalefete mensup birçok politikacı bugün aynı eğilim içinde ve aynı mesajı vermeye çalışıyorlar: Dünya değişiyor, biz de değişmekteyiz. İyi ama bu “değişim”in ne olduğunu kim biliyor? “Değişim” diye, bütün dünyada geçerli ve değişmeyen bir kutsal kavram mı var? Bu sözcük Sovyetler Birliği’nde ve Türkiye’de aynı şeyi mi anlatıyor? Polonya’daki “değişim”le, “Bangladeş” teki aynı mı? Türk toplumundaki değişimi anlamak, halkın derin ve temel yönelimlerini ve bu değişimin dinamiklerini kavramaktan geçiyor. Bu dinamikleri anlamanın yollarından biri, “veri tabanı” oluşturmak. Bu alanda “modern araştırma”anın önemi Türkiye’de anlaşılmış durumda. On yıl önceyle kıyaslanamayacak biçimde, her parti ve her kuruluş araştırma yaptırma çabası içinde. Piar- Gallup gibi öncü ve büyük şirketlerin önemi her geçen gün biraz daha artıyor. İşin bir de sanat yönü var: Değişimi anlamaya çalışan ve araştırmanın önemini kavramış siyasilerimizden kaçı sanatla ilgileniyor dersiniz? Bırakın sanatla ilgilenmeyi, sanatın bu toplumu kavramakta bir anahtar olduğunun farkında mı? Bir kitap okumayı ya da film izlemeyi, işten güçten, seçmelerden vakit bulduğu zaman hoşça. vakit geçireceği bir eğlence olarak mı görüyor? Yoksa bunları bile “çocukça faaliyetler” olarak niteleyip, boş zamanında arkadaşlarıyla iki tek atmayı mı tercih ediyor? Böyle düşünmeyen ve sanatın, insan düşüncesindeki yerini kavrayan siyasetçilere bir önerimiz var: Bugünlerde sinemalarda oynayan “Camdan Kalp” adlı Türk filmini izlesinler. Fehmi Yaşar’ın bu önemli filminde kimlerle karşılaşmayacaklar ki! Yokuş aşağı giden frensiz bir otomobile benzeyen bu toplumun birbiri ardına fırlayan zembereklerini, “derin İstanbul” ve “derin Anadolu”nun absürt ve öldürücü kaosunu görecekler bir kez. Sonra çok şey öğrenecekleri Türk insanları çıkacak karşılarına: Dante’nin cehennemine benzeyen bir gecekondu mahallesinde yalnız başına yaşayan, kendine ait değerin beyazlığı olduğu bilinci içinde Johannesburg’a gitme düşleri kuran ve bu yüzden Apartheid politikasını destekleyen boyacı çocuktan tutun da Suudi Arabistan’daki işçi kocasına boş kaset teyp yollaya , utancını ve sevgisini böyle belirten Anadolu kadınına kadar. Filmin kahramanı yönetmen Kirpi (Genco Erkal’ın harika oyunuyla), okumak zorunda kaldığı ve anlayamadığı kitaplardan başı dönerek, Witgenstein’in im’li ve mimli dünyasından, İstanbul gecekondularına ve Doğu Anadolu yaylalarına savruluyor. Aynen Mancha’lı Don Quijote gibi. Ve onun bu traji komik serüveni dolayısıyla içinde yaşadığımız toplumu ve her kültür kategorisinin bir değerinin boğazına bir halka gibi geçtiği korkutucu çarpıklığımızı…Sayın siyasiler, lütfen bu filmi görün ve “değişim” demenizin bu toplumda ne anlama geldiğini ve değiştirmeye çalıştığınız toplumun ne olduğunu daha derinden algılama olanağı bulun!
