Bu hafta bütün İngiliz çocukları, doğduklarında dan beri başbakan olarak bildikleri ve hep Downing Sokağı’ndaki 10 numaralı evden çıkarken gördükleri” Maggie” teyzelerinin başbakanlıktan ayrılışını izledi. Yalnız çocuklar için değil büyükler içinde dramatik bir gelişme oldu bu. Çünkü İngiltere’de alışılmış bir şeyin değiştirilmesi kadar zor bir şey olamaz. Televizyonu açar açmaz karşılarında gördükleri, kızıl saçlı kadın, çok kişiye, ders çalışmalarına, sokağa çıkarken palto giymelerini, dişlerini fırçalamayı söyleyen, sert, kuralcı ama sevecen bir anneyi hatırlatıyordu. Televizyonda uzun uzun “ Maggie’li yıllar” programları yayınlandı ve Thatcher Şimdiden, Victoria, Elizabeth gibi İngiltere’de bir dönem yaratmış ” güçlü kadınlar”ın yanında yerini aldı. Yeni Başbakan John Major 47 yaşında ve İngiltere’nin 1984 ten beri gördüğü en genç Başbakan. Fakat ilk günden başlayarak “ Thatcher’in kuklası” olmakla suçlanıyor. Gazeteler Thatcher’a “arka koltuktaki şoför” diyorlar. John Major perşembe günü meclis’te, “ Ben kendimim, ama bunu, ellerimi göğsüme vura vura ilan etme gereğini de duymuyorum” dedi. Hafta boyunca izlediğimiz Muhafazakar Parti Genel Başkanlığı ve Başbakanlık yarışında, bizi andıran yönlerin yanı sıra, bize hiç benzemeyenlerde vardı. John Major’ un rakipleri David Heseltine ve Douglas Hurd, çoğunluğun Major’dan yana olduğunu görünce, çok gelişmiş bir politik duyarlılıkla yarıştan çekildiler. Önlerinde daha son tur varken ve John Major gerekli oyu sağlamamış durumdayken, Heseltine örnek bir konuşma yaptı: Kendisinin son turda Major’a oy vereceğini açıklayarak, destekçilerini de aynı biçimde davranmaya çağırdı. Partinin birliği için bu girişimi, ” Major’u kutluyor ve partimizin önündeki yeni dönemin şafağını selamlıyorum” diyerek noktaladı. Douglas Hurd da aynı şekilde davrandı ve arkadaşını kutlayarak yarıştan çekildi. Şimdi ikisi de John Major kabinesinde bakan. Bir sürü seçim dedikodusu ve yakın plan ayrıntıdan kurtulup, bu seçime, zaman içinde baktığımızda ilginç bir gösterge çıkıyor ortaya. Uyguladığı politikalarla yıpranmış olan Margaret Thatcher ne idam edildi, ne Benazir Butto gibi mahkemeye verildi. Major’un rakipleri ipi sonuna kadar germediler ve İngiltere’nin çıkarını ön plana aldıkları mesajını verdiler. Dolayısıyla toplum gerilmedi. İngiltere kasabalarında ayrı görüşlere bağlı insanlar birbirini öldürmedi. Bu değişikliği sağlamak için gazetecilere, bilim adamlarına suikastler yapılmadı. Sistem kendi içinde işleyerek başardı bunu. İşte unu başaran ülkelerle, beceremeyen ülkeler arasındaki büyük fark burada. Ayrıca bu olaylar sırasında kimsenin aklına İngiliz Genelkurmay Başkanı’nın ne düşündüğünü sormak gelmedi.
İngiliz çocukları bu hafta sadece Maggie teyzelerini izlemediler. Başka merakları da var. Sokaktaki hangi çocuğu çevirip sorsanız “Michael Angelo, Rafael Donatello” adlarını biliyor. Bu üç büyük ressamın, bir ülkedeki bütün çocuklarca bilinmesi ne kadar heyecan verici değil mi? Ama ufak bir ayrıntı var: Çocuklar bu üç ismi, sevimli birer kaplumbağa olarak biliyorlar. Ortalığı kasıp kavuran yeni filmde başroldeki kaplumbağaların isimleri bunlar. İşte bu da “kitle kültürü” dediğimiz mekanizmanın çarpık yanı. Rönesans dahilerini kaplumbağa olarak öğrenmiş bir kuşak dünyamızı nasıl yönetecek dersiniz.
