Benim için bir yerin Avrupa olup olmadığını anlamanın çok basit bir yolu vardır: Yaya geçidine ayağınızı basarsınız; eğer taşıtlar durup size yol veriyorsa bilin ki Avrupa’dasınızdır, eğer üstünüze sürüyorlarsa büyük bir ihtimalle Orta Doğu’dasınız. Mesela Bulgaristan ve Romanya’da yaya geçidine gözünüz kapalı basabilirsiniz. Kimse üstünüze gelmez. Bu örneği hayatın her alanına yayın; karşınıza Avrupa ile bütünleşmeye hazır bir sosyal yapı, kültür ve gelenek çıkar. Ekonomiden çok daha önemli göstergeleridir bunlar. Bir ülkenin sosyal sermayesidir.
Bulgaristan ve Romanya’yı da kabul ettikten sonra Avrupa Birliği, Balkanlar’daki eski Osmanlı eyaletlerinin ve ülkelerinin çoğunu almış oldu. Yani eskiden İstanbul’a bağlı olan ülkeler şimdi Brüksel’e bağlandı. Demek ki çözülme ve yeniden oluşma süreçleri devam ediyor. Çağı kapanan imparatorluklardan sonra kurulan ulus devletler, yeni imparatorluklara katılıyor. Bu süreçte kimileri kaybediyor, kimileri kazanıyor. Şu son duruma bakarak; kazananın Batı, Avrupa, kaybedenin ise Osmanlı-Türkiye olduğunu söylemek hiç de zor değil.
Şimdi Bulgaristan ve Romanya’daki değişimleri hayretle izleyeceğiz. Bu eski Osmanlı ve Doğu bloku ülkelerinin nasıl kalkındığına, dünya uygarlığına nasıl katıldıklarına biraz da içimiz ezilerek tanık olacağız. Baksanıza Bulgaristan şimdiden Türk tırlarına yeni vize mecburiyeti getirmiş: Artık “komşi” değil, AB’yim demiş. Emin olun; bu iş dalga dalga büyüyerek gidecek.
Yunanistan’a ilk kez 1975 yılında gitmiştim. Askeri rejimden yeni çıkmış, harap ve yoksul bir ülkeydi. Para birimleri Drahmi bizim paramızın yarısı değerindeydi. Atina karanlık, köhne bir şehirdi. Daha sonra AB’ye alındılar. Bizim uzak görüşlü (!) politikacılarımız ise o sırada AB’ye birlikte girme şansını ellerinin tersiyle itti. Yunanistan gün geçtikçe büyüdü, zenginleşti ve AB fonlarıyla yurttaşlarını rahat geçindiren bir ülke haline geldi. Artık para birimi değersiz Drahmi değil Avro. Sınırları güvence altında. Gelir dağılımı dengeli, orta sınıfı güçlü, demokrasisi sağlam bir Avrupa ülkesi. Yakında Bulgaristan ve Romanya da öyle olacak. Biz ise… Neyse, yeni yılın ilk günlerinde bunları yazıp da keyfinizi kaçırmayayım. Umarım biz de yılbaşında Taksim’de adam öldürmeyi bırakıp, dünyanın nereye gittiği üzerine kafa yormaya başlarız.
