Hiç darılmayın gücenmeyin; eğer bunca yıldır
krizden krize yuvarlanıyorsak, yabancı dev-
letlerin vize kuyruklarında bekliyorsak, trafik
ölümlerinde birinci, yolsuzlukta baş sıralarda isek, pa-
ramız pul olduysa kabahati hiç kimsede aramayalım.
Koskoca bir imparatorluktan, üçüncü dünya ül-
kesi düzeyine gerilediysek suç bizdedir.
Uganda'dan daha iyiyiz diye övünebilecek du-
ruma düştüysek, kabahatli olan biziz.
Asgari ücret açlık sınırının altında ise sorumluluk
yine bizlere ait.
Çünkü bu ülkeyi Japonlar yönetmiyor.
Oy verenler Fransız değil.
Araba kullananlar da Alman değil.
Ne yapıyorsak, kendimiz yapıyoruz.
Başımıza gelen felaketlerin hepsi bizim yüzü-
müzden.

★★★

Bir an bilim kurgu filmlerindeki gibi şok bir deği-
şim düşünün: Bu ülkeden 67 milyon Türk gitsin,
yerine 67 milyon İngiliz gelsin.
İnanın bana, bu güzelim ülkenin olanaklarını ve
avantajlarını kullanarak birkaç yıl içinde durumu dü-
zeltirlerdi.
Eğer karayollarımızda Almanlar araba kullansay-
dı, trafik kazaları ve ölümleri bir günde düşerdi.
Evlerimizde Fransızlar otursaydı, birkaç yıl içinde
İstanbul başta olmak üzere bütün kentlerimizin gö-
rüntüsü değişirdi.
Eğer uygar uluslardan biri Türkiye'nin sakinleri
olsaydı, sokaklarda kulağınıza tornavida gibi giren
müzik adı altındaki sürü gütme çığlıklarını duymazdı-
nız.
Halkın inadına, haksız ve adaletsiz af yasaları çık-
mazdı.
Ve en önemlisi; eğer burada yaşayan ulus de-
ğişik olsaydı, şu anda bizi yöneten insanların
hiçbiri makamında oturamazdı.

***

Ne yazık ki bu ülkenin halkı sürekli kandırıl-
dı, aldatıldı.
Milliyetçilik ve din sömürüsü yapan kurnaz cahil-
ler, hamaset edebiyatı altında siyaset ve rant çeteleri
oluşturarak halkın oylarını aldılar.
Kafalar sürekli karıştırıldı.
Bu ülkenin yetiştirdiği en namuslu insanlar suçlu
ilan edildi, sahtekârlar ise omuzlar üzerinde gezdirildi.
İşte sonuç ortada!
Halk acı çekiyor; evine ekmek götüremiyor, do-
ğalgaz yakıp ısınamıyor, çocuğunu okula gönderemi-
yor.
Acaba yaşadıklarımızdan ders aldık mı?
Vatan, millet, bayrak, din, kitap, peygamber di-
yen (ve diyecek olan) sahtekârları tanıyabildik mi?
Eğer tanıdıysak 2002 bizim kurtuluş yılımız ola-
bilir.
Yoksa öğrenene kadar dayak yemeye devam
edeceğiz.
Başka hiçbir çare yok.