Kürtçe televizyon yayını, anadili Kürtçe
olanlara bu hakkı teslim etmek, inanmış insanla-
rın hedef alınmaması, PKK'nın susmuş olmasın-
dan yararlanarak Güney-
doğu'da adımlar atmak, şe-
riat tehlikesini abartmamak,
Avrupa Birliği hedefinden
sapmamak, Batı'ya doğru
yürüyüşe devam etmek...

Bu cümleleri Avrupa
Birliği sarfetmiş olsa nere-
deyse savaş ilanı noktasına
gelirdik.

Benzer görüşlerin hep-
sini ya da bir kısmını ifade
eden kişiler yıllar boyunca
"vatan haini" ilan edildi
ve bir kısmı Devlet Gü-
venlik Mahkemeleri'nde
yargılandı.

Bu fikirler yüzünden
Yaşar Kemal gibi 5 yıl hü-
küm giyenler de oldu.

Sonra...
Birdenbire Milli İstih-
barat Teşkilatı'nın en üst
yöneticileri çıkıp bu fikirleri
dillendirdiler.

Şimdi ne olacak?
DGM savcıları MİT yö-
eticilerinin de mi peşine
düşecek?

★★★

Aslına bakarsanız bu iş
sadece MİT yöneticile-
riyle de bitmiyor.

İktidar ortağı Mesut
Yılmaz Kürtçe televizyona
yeşil ışık yakanlardan.

Daha önce Dışişleri
Bakanı İsmail Cem de
aynı isteği belirtmişti.

Onlardan çok önce
Cumhurbaşkanı Turgut
Özal bu isteği şu sözlerle
savunmuştu: "Yakında
uydu yoluyla bir Kürtçe
televizyon kurulur ve is-
tediği fikirleri ifade
eder. Buna engel olma-
yız. Ama en iyisi bu
televizyonu biz kurar-
sak kendi fikirlerimizi
anlatabiliriz."

Özal bunları söylediğin-
de daha Med TV yoktu or-
talıkta.

★★★

Daha dün TRT ekranın-
da bir programcı
"Kürtçe televizyon iste-
yen vatan hainleri" di-
yordu.

Bir ülkede Cumhurbaş-
kanları, koalisyon ortağı es-
ki başbakanlar, Dışişleri Ba-
kanları, MİT yöneticileri,
yazarlar, düşünürler "va-
tan haini" olarak nitelene-
bilir mi?

Başbakan Ecevit bile
"MİT'in gözlemlerinden
yararlanmalı" dedi.

Şimdi biliyorum ki kıya-
met kopacak.

Bu açıklamanın arkasın-
da kimin olduğu, askerlerin
bu işe nasıl baktığı, Ameri-
ka'nın etkisi araştırılacak.

MİT'in açıklama yap-
ma yetkisi tartışılacak.

Görünen o ki Anka-
ra'da siyasi bir bilek güreşi
yaşanmakta.

★★★

MİT açıklamasındaki en
önemli tesbitlerden
birisi "Televole program-
larının halkı komünist
yapacağı" görüşü.

Bu köşede 1993 yılın-
da yayımladığım bir yazıda
"Televizyonlardaki Dol-
çe Vita görüntülerinin
Refah Partisi'ni iktidara
getireceği" tezini savunu-
yordum.

Ve bu öngörü gerçek-
leşti.

Bugün de durumumuz
ne yazık ki İslam Devrimi
öncesindeki İran gibi.

Soyulan bir ülke, soy-
gunculara arka çıkan bir si-
yaset, açlık çeken milyon-
larca insan ve televizyon-
larda sefahata batmış bir
avuç haramzadenin görgü-
süz ve düzeysiz eğlenceleri.

Bu insanların kendini
ifade etmesi engelleniyor
ve susadıkları "adalet
duygusu" nu bir tek "din"
sunabiliyorsa...

Gerisini yazmayayım:
Hem yerim doldu hem de
zaten ne demek istediğim
anlaşıldı.