1000 yıldır Batı'ya doğru
yürüyoruz.
Çin uygarlığının etkisindeki
Orta Asya steplerinden yola çık-
tık, Semerkand'ı, Horasan'ı geçip
Bizans topraklarına vardık. Orta-
doğu uygarlığıyla tanışmamız bizi
İslam dinine götürdü. Bundan
sonraki hedef Konstantiniyye idi.
Bu da oldu.
İmparatorluk gözünü daha
Batı'ya dikti: Balkanlar, Viyana
Kılıcın yerini uluslararası ilişki
ler almaya başladığında Tanzimat
Fermanı'nı yayınladık.
Sonra İmparatorluğun çöküşü
ve savaş yılları geldi.
Kurtuluştan sonra yeni Türki-
ye Cumhuriyeti'nin ve onun lide-
ri Atatürk'ün uygarlık projesi de
Avrupa'ya yönlenmişti.
Ülkesini işgal etmiş olan Avru-
pa güçlerine karşı kırıcı bir söz
söylememeye dikkat etmiş bir li-
derdi o.
Türkiye'nin hakkını yedirmi
yor ama Avrupa ile geri dönül-
meyecek noktalara sürüklenmek-
ten de kaçınıyordu.
Çünkü Türkiye'nin nihai hede-
finin Avrupa ile bütünleşmek ol-
duğunu bilecek kadar kültürlü,
uzak görüşlü bir asker/siyasetçiydi.
Ortadoğu'dan ürküyor ve bu
ülkeleri tehlikeli buluyor, daha ge-
lişmiş bir uygarlıkla ilişkiye girmek
istiyordu.
Avrupa'dan hocalar getirtti.
Ülkenin eğitim sistemini, alfabesi-
ní, giyim kuşamını ve yaşam tarzı-
nı Avrupa'ya uyarlamak istedi.
Daha sonra NATO üyesi olduk.
Gümrük Birliği'ne girdik ve
Avrupa Birliği'nde aday ülke sta-
tüsü edindik.
İşte bu noktada Türkiye'de
pek dile söze gelmeyen çatışma
lar başladı. Avrupa Birliği üyeliği
ne karşı çıkan çevreler, çeşitli ba-
hanelerle bu işi bozmak için plan
üstüne plan yaptılar. Katılım Or-
taklığı Belgesi'ndeki bazı ifadeleri
abarttılar.
Helsinki zirvesinde kabul edil-
miş olan Kıbrıs metni tekrarlanın-
ca, oyunbozanlık yapmak için
buna dört elle sarıldılar.
Avrupa'da bizi istemeyen çev-
reler de bu sertleşmeden son de-
rece memnun kaldılar. Zaten on-
ların amacı da buydu.
Ama Türkiye'de ve Avrupa'da
bu üyeliği isteyen çevreler de
mevcuttu. Bu insanlar da sesleri-
ni yükseltti.
Şimdi gelip dayandığımız
nokta, Avrupa Birliği üyeliğine
karar verip vermemek değildir.
1000 yıllık Batı'ya yürüyüşün
ve Atatürk Türkiye'sinin uygarlık
projesinin kesilip kesilmeyeceği-
dir.
Sayın Ecevit, daha önceki baş-
bakanlığında bu üyeliğe karşı çık-
mıştı. Şimdi ikinci kez aynı hatayı
işlemek ister mi; bilemiyorum.
Ama devlet yönetme yetkisini
elinde tutanların hatırlaması gere-
ken şey; bunun tarihsel bir so-
rumluluk olduğudur.
Başı dik, gelişmiş, şeffaf, yol-
suzlukları önlemiş, ulusal birliği
koruyan ama çeşitliliğe de imkan
tanıyan, demokratik bir ülke ya-
ratma idealinin yolu Avrupa Birli-
ği'nden geçiyor.
Gelecek kuşaklar, bu yolda
engel oluşturanları hayırla anma-
yacak.
Not: Saygıdeğer Gazanfer Öz-
can'la telefonda konuştuk. Bez
afişlerdeki yanlış Türkçe kulla-
nımlarının kendi denetimleri dı-
şında olduğunu söyledi. Zaten
ben de böyle düşünmüştüm. De-
ğerli tiyatro sanatçılarımız üzül-
mesinler. Konu onlarla ilgili değil.
