Son zamanlarda Türkiye’de eli kalem tutanların çoğu aşk üstüne yazar oldu. Bu gelişmeyi yıllarca saman altından su yürütmüş bir toplumun patlaması mı kabul edersiniz, cinsel ahlakın iki yüzlülükten kurtuluşu mu; tabuları yıkma döneminin bir belirtisi olarak mı görürsünüz yoksa cinsel güdülerin paraya çevrilme arzusu olarak mı yorumlarsınız bilemem. Bu sizin meşrebinize kalmış. Ama şurası kesin ki; insanoğlunun türünü devam ettirme konusundaki genetik programlanması her devirde dişi ve erkek meselelerini gündeme getiriyor. Bu yüzden cinsellik ve onun aşk olarak yansıması, her devirde milyonlarca popüler şarkıya, romana, şiire, gösteriye tükenmez bir kaynak sağlıyor.
İnsanoğlunun türünü devam ettirme genetik proglanmasından en fazla etkilenen şairlerden birisi Karacaoğlan. Bu büyük ozan, neredeyse başka konuda şiir yazmamış. “Sevda sevda derler behey yarenler / Bilmeyene bir acayip hâl olur” dizelerini “Ak memeler domur domur terlemiş / Yağmurun güllere yağdığı gibi” erotik anlatımıyla sürdürmüş. Bir şiirinde de şöyle yakınıyor: “Öpmedim kaçmadım, adım sevdi oldu!” Adamcağıza iftira etmişler demek ki.
Freud insanın ilk tabusunun “cinsel tabu” olduğunu söyler. Çok anlaşılabilir bir şey; çünkü türün devamı ile ilgili. Eğer kadınlar el sıkışma yoluyla hamile kalsalardı, insanların ellerini göstermeleri en büyük günah olurdu. Ayaklarıyla sürtüşerek üreselerdi, ayak göstermek idam nedeni hale gelirdi. RTÜK ekranda bir ayak görse, hemen kapatma cezası verirdi. Peki elin ya da ayağın “mahrem” olan yerlerden farkı ne? Sadece ve sadece sinir sayısı. Bu yüzden pek akıllı insanoğlu, başka bir insanın vücudundaki, sinir sayısı daha fazla olan bölgeleri görebilmek için milyonlarca dolar para harcıyor.
Genetik programlanma bu kadar önemli bir insan gerçeği olur da büyük sanatçılar konuyu pas geçer mi hiç?Mümkün değil! Yüzlerce büyük ressam, heykelci, yazar, şair hep aşkla ve cinsellikle ilgili ürünler vermişler. Ama içlerinde biri var ki, bu konudaki düşünceleri hayli değişik. Kont Tolstoy, insanlığı kurtarmayı görev bilmiş bir düşünürdü ve ahlak konularında çok kafa yoruyordu. 20. yüzyılın başlarında ölmüş, yani dedenizden çok daha eski bu büyük adamın kadın-erkek aşkıyla ilgili düşünceleri çok ilginç. Tolstoy, cinselliğin sağlıklı bir şey olduğuna inanmıyor; hele genç erkeklerin cinsel gereksinmelerini bazı kadınlar yoluyla gidermelerini cinayet olarak görüyor: Diyor ki: “Bazı insanların sağlığı korunacak diye başkalarının ruhuna, vücuduna kastedilmez. Bir adamın sağlığını yeniden kazanması için başkasının kanını içmesi mümkün değildir.”
Büyük romancının bir başka görüşü de şu: “İnsanlar, aşk üzerindeki görüşlerini değiştirmelidir. Kadınla erkek, cinsel aşkı şimdi olduğu gibi şiir havasına büründürmekten kaçınmalıdır. Bunun yalnızca insanı alçaltan hayvanca bir iş olduğu kabul edilmeli.”
