Geçen hafta Çırağan'ın yeni açılan
saray bölümünde Mercedes firmasının
bir daveti vardı. Mercedes-Türk'ün 25.
yıldönümünün kutlandığı davette, Al-
manya çok üst düzeyde temsil edildi.
Mercedes ve Daimler Benz'in baş-
kanlar düzeyindeki katılımını, sadece kut
lama amacıyla açıklamak güçtü.
Daha sonraki konuşmalardan ortaya
çıktığı gibi, Mercedes firması da Türki-
ye'yi, anahtar ülke olarak gören dünya
şirketleri arasındaydı. Türkiye, As-
ya'nın kapısı ve Karadeniz'in anah-
tarıydı.
Türkiye'ye yöneltilen bu yoğun ilgi,
gecenin en önemli konuğu olan Edzard
Reuter tarafından özenle vurgulandı.
Daimler Benz'in yönetim kurulu baş-
kanı olan Reuter, Almanya'nın önem-
li beyinlerinden birisi.
Helmut Schmidt'e danışmanlık yap-
mış olan Edzard Reuter, bundan önce-
ki seçimlerde Sosyal Demokrat Parti'nin
maliye bakanı adayıydı. Bonn'daki poli-
tik çevrelerle ve Alman düşünce hayatıy-
la yakından ilgisi olan Reuter'in sözlerini,
bireysel çıkışlardan çok, Almanya'yı
temsil eden önemli görüşler olarak ele al-
mak gerekiyor.
Edzard Reuter konuşmasına, Os-
manlıca etkisini duyuran güzel ve oturak-
lı bir Türkçe ile başladı. Telaffuzu ve seç-
tiği kelimeler, televizyon ekranlarında
duymak istediğimiz ve özlemini çektiği
miz özenli Türkçe'yi vurguluyordu.
Çünkü Edzard Reuter'in çocukluğu
ve gençliği Türkiye'de geçmişti. Babası
Ermest Reuter, 2. dünya savaşı sırasın-
da Ankara'da Siyasal Bilgiler'de hocay-
dı.
Bugün Berlin'deki büyük meydanlar
dan birine adını veren Ermest Reuter
Almanya'ya döndükten sonra Berlin'in
gelmiş geçmiş en ünlü Belediye Başkanı
oldu ve kenti bir dünya metropolü haline
getirdi.
Edzard Reuter'in konuşması çok il-
ginçti. Çünkü hem Almanya'yı, hem de
Türkiye'yi iyi biliyordu.
Aynca felsefe, ekonomi ve politika ko-
nularında derinleşmiş bir aydındı.
Konuşmasının bir bölümünde "Çok
güzel bir Türk atasözü vardır" dedi.
"Dost acı söyler."
Almanya ve Türkiye'nin birbirine
yönelttiği eleştirilerden alınmamak gerek-
tiğini vurguluyordu. Yanlış anlamaları
önlemenin tek yolu sürekli diyalog ve
eleştirilere karşı gösterilecek tahammül-
dü.
Almanya, Orta Avrupa'da güvenli
komşularla çevrili bir huzur ortamında
Türkiye'yi iyi değerlendiremiyordu.
Çünkü Türkiye tehlikeli bir bölgede bu-
lunuyordu ve garip komşularla çevriliydi.
Ülkeye yönelik bir çok tehdit vardı. Bu
stratejik konum Türk Devleti'ni güvenlik
konularında çok hassas olmaya ve gü-
venlik önlemlerini birinci plana almaya
zorluyordu.
Ama her şeye rağmen Türk toplumu
da Alman kamuoyunun insan haklan ve
hukukun üstünlüğü konularındaki duyar-
lığını anlamalıydı.
Reuter'in konuşmasının en ilginç bö-
lümü "ulusal gurur" hakkındaydı.
İki tip gurur olduğunu söylüyordu: Biri
ulusların kendi değerleri, tarihleri ve kim-
likleriyle ilgili haklı gurur... İkincisi ise ken-
di kendini sürekli övmeye yarayan, her
türlü eleştiriye tahammülsüz kör bir gurur.
Reuter ikinci kategoriye giren gururu
çok tehlikeli buluyordu.
Dünyada toplumlar arasındaki anlaş-
mazlıklar, hatta savaşa uzanan çılgınlıklar,
çoğunlukla bu kör gurur yüzünden çıkı-
yordu.
Acı söyleyen Türk dostu Reuter,
hem Almanya'yı hem de Türkiye'yi
bu kör gururdan korumaya çalışı-
yordu.
